"Büyümek, benim yıllarımı alan bir süreç oldu; bu süreci otuzbir yaşımda tamamladım -ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek!"
Bu alıntıyla ilk karşılaştığımda 25 yaşındaydım. 31 yaşım ne kadar uzaktı. Büyümeyi tamamlamak için -herhalde yolun baya bir bölümünü de yürüdüğümü varsaydığımdan- epey zamanım var gibiydi. Meğer epey de yolum varmış.
Yirmibeş yaşımda büyümekle ilgili şöyle demişim: Büyümek için çok eskiden aldığın yaraları taşımak ve sürekli kaşımaktan vazgeçmen gerekiyor. Uzun bir yoldan geri dönüp başka bir yola sapmak bile değil. Uzun bir yoldan, onca yolu ve yılı yürümüş olmanın yorgunluğuyla, hatırlatan ve çağıran seslere rağmen geri dönüp nereye varacağını bilmediğin yeni bir yol kazmak...
Öyledir. Ama 32 yaşımda, hala, -ne kadar tamamlanabilirse kadar- tamamlayamadığım büyüme sürecinin çok daha fazlası olduğunu söyleyebilirim. Büyümek için sadece çok eskiden aldığın yaraları iyileştirmek yetmiyor. Bunu yapmaya çalışırken yeni darbeler almaya devam ediyoruz. Bu darbelerin bazıları dışarıdan bazıları içeriden geliyor.
Büyümek için, yaralarımızı iyileştirmeyi öğrenmek kadar,
yaralanmamayı -ne kadar mümkün olabilirse,
bizi yaralayanları veya yaralamaya çalışanları gücümüz olsa da yaralamamayı,
çevremize ithamkar gözlerle bakmak yerine bakışımızı kendimize döndürüp yaralarımızın sorumluluğunu almayı,
başkalarının yaralarını fark edebilmeyi ve gücümüz yetiyorsa başkalarının yaralarına merhem olabilmeyi de öğrenmek gerekiyor.
25 Aralık '25
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder