21 Temmuz 2012 Cumartesi

İşte Ben!


Sağ alt köşeden şahsıma ulaşabilirsiniz.
alıntıdır.
Dün itibariyle artık stajyerlikten çıktım, mutluyuuum hey! Aslında iş haftası cuma günü biter. Ama ben hazır veda pastamı -müdürün (bkz: üstteki fotoğraf) doğum günü pastası, tabi ki bir stajyer parçası için değil- yemişken, bir daha beni görmeyeceklerini -niye gelmedin hesabı soramayacaklarını- düşünerek son gün gitmemeye karar verdim. İşimi bitirdikten sonra çıkmak için izin istedim. Ama akşama -mesai saati dışında bir vakit, neredeyse GECE!- toplantı olduğu gerekçesiyle beklemeye mahkum edilmiştim ki içimdeki çılgın, müdürü ve müdürden çok müdür olanları gözleyerek gözükmedikleri bir sırada kaçtı! Bugün de muhtemelen kedi nerelerde, kedi gelmedi, haber de vermedi diye söylenip durmuşlardır.

Stajyer olmakla ilgili, birkaç anımdan süzerek çıkardığım dersleri paylaşacağım, hazır olun.

Tanım: Stajyer çalışanların nedense kendisiyle yarıştığı, herkesin laf söylemeye, sinirini çıkarmaya hakkı varmış gibi davrandığı insandır.

Meslek: Bölümü fark etmeksizin bulaşıkçılık, getir götür, ufak çaplı temizlik işleri, hamallık ve angarya.

Mesai Saatleri: Tüm çalışanları karşılayacak ve yolculayacak şekilde ofiste bulunma.

Bazı Özel Durumlar için Kılavuz

Stajyer olur da bir şey isterse: En az dört kez söylemesine rağmen, tamam denilerek geçiştirilebilir. Bu durumda yapması gereken sinirlendirmeden ısrarcı tavrını korumasıdır. İsteme anında buğulu gözlerle bakma, sesi titretme gibi duygusal faktörlere başvurabilir. Örnek bir bakış için tıktıkla. Tabi bunları istediği şey gerçekten önemliyse yapmalıdır yoksa kendini bu kadar yormak yerine, enerjisini farklı, daha önemli alanlarda kullanmalıdırlar.

Olur da stajyerden yapmak istemediği bir şey istenirse: Stajyer eğer gerçekten yapmayacak, yapamayacaksa umarsamaz bir ergen, sorumsuz bir öğrenci edası takınıp duymamazlıktan gelebilir. Ama bu davranışın hiddetli bir geri dönüşü olabilir. Daha az hiddet içereni ise oyalama yöntemidir. Bu yöntem ancak ertelenebilecek bir istek için uygulanır. Uygulamanın ayrıntılı tarifi: Bir şey istenirken gözün içine bakılır, anlıyormuş ,önemsiyormuş gibi yapılır. Daha sonra nasıl gittiği, yapılıp yapılmadığı sorulacak gibi olduğunda -bundan önce tabi ki sorulmasına fırsat verecek durumlardan, yerlerden kaçınılmalıdır- ne evet ne hayır diyerek konuyu değiştirmelidir.

Olur da stajyer bir şey kırıp dökerse ya da önemli bir şeyi mahvederse: Bu en zor durum, ne yazsam bilemedim. Karşıdaki sizi azarlamadan kendinizi azarlamak, azar yemeyi önleyebilir ama işe yaramazsa iki kez azar yemiş olursunuz benden söylemesi. Hemen geri çekilip bir köşeye sinmek fazla üstünüze gelinmesini engelleyebilir. Bu durumun onaylanmış, kesin bir çözümü yok. En iyisi, iki düşünüp bir hareket etmek. Kırılgan eşyalardan, önemli belgelerden, steril malzemelerden, kaygan zeminlerden uzak durmak. 

Ve dört haftalık -dört tam gün, birçok yarım günü asarak bu stajı daha ucuza getirmiş olabilirim- acı tatlı stajım BİTTİ!

8 Temmuz 2012 Pazar

Baygın bir Otobüs Öyküsü



"http://www.flickr.com/photos/25506891@N06/4392529786/" by nasos zovo

Bir gün devbirkedi cik -Bu ek hikayenin sonuna doğru daha bir anlamlı hale gelecek. İhtiyaç duyacağız bu cik ekine, o yüzden aklımızda özenle saklayalım lütfen- her gün her gün geç kalarak diğer stajerlere kötü örnek olduğunun farkında, alelacele evden çıktı. Acele etmesine rağmen otobüsün zorlu koşullarını düşünerek kahvaltısını yapmayı ihmal etmedi. Otobüse bindi, kendisinden hemen önce binen iri yarı adamcağız var olan tek yeri de kapatmıştı. Bu sebeple kedicik’e ortada ayakta durmak kalmıştı ama kedicik şükretti, çünkü otobüsün çok daha zalim yönleriyle karşılaşmıştı. Gel zaman git zaman binenler, inenler, inenlerin yerini kapanlar, kapmaya çalışan başkalarının ayağını kaydıranlar, hayallerini yıkanlar derken trafiğin epeyce sıkıştığı, santrimetrik olarak yolculuğa devam edilen anlar geldi. Bütün bu süreç sonunda kedicik hala tek başına ayaktaydı –Buraya bir sitem kondurmak istiyorum çünkü kedicik bütün bu curcunada çevikliğini kullanarak bir yer bulamadı, gücüne güvendi ve yanıldı.- Otobüs, sekizinci kattaki evine varabilmek için merdivenleri çıkmaya çalışan yaşlı bir nine gibiydi. Bir yürüyor, iki dinleniyor ve o kısacık yol umut dolu bakışlara rağmen ısrarla sonuna ulaştırmıyordu. Kedicik hala kendini canlı tutmaya çalışıyordu ama nafile. Yavaş yavaş kedicik birilerinden yer isteme gereğini yoğun bir şekilde hissetti ama istemedi –Buraya da bir sitem lütfen, utangaç kedicik bunu en sevmediği şeylerden biriyle -herkesin kendisine bakması, uzun bakışlar, dikkatli gözlerle- ödedi.- Sonra gözleri artık cisimleri, insanları, renkleri seçemez olmuştu. Daha acınası bir ifadeyle kedicik’in gözleri sonsuz bir karanlığa gömülmüştü. Türk filmi klişesine başvurup "Nayır Nolamaz Kaptan! Otobüsü Durdurun, Kör Oldum!" diyebilirdi ama demedi. Kedicik kör haliyle dayanmaya çalıştı, birazdan bütün bunların geçeceğini ve iyi günlerin çok yakında olduğunu düşündü. Kendi kendine "Everything is gonna be alright baby"* diyordu. Ama hayat her zaman umut ettiğimiz yönde atmaz adımlarını. Kedicik artık bilinç kayıpları da yaşamaya başlamıştı, yavaş yavaş soyutlandı otobüsten ve tüm o iyi dileklerden. O sırada biraz sonra “Açılın! Ben doktorum.” diyecek olan bir amca “İyi değil gibisiniz” gibi bir şeyler deyince “Hı hı” dedi yarı kendinde. Bir uğultu başladı: gelin oturun diyenler, camı açın diyenler, su verelim diyenler, kolonya getirenler ve doktor amcanın meşhur repliği –“Ben doktorum.” Peh!- Bir an bütün bunların çok uzağında hissetti kendini. Sanki bütün sesler ve tüm o insanlar gerçekti de kedicik başka bir dünyada, onların bu telaşına kısa bir an kulak misafiri olmuştu.

Gelin şuraya oturun dediklerinde kedicik "Göremiyorum ki" dedi pek ezik ve düşsel bir şekilde, hem ezik hem de düşsel olması alışılmışın dışında. El yordamıyla -kolundan çekiştirenler, sırtından ittirenler- boş bir koltuğa doğru sürüklendiğini hissetti. Bu sırada o da hangi taraftan kimin yer vermiş olduğunu düşünerek yönünü ayarlamaya çalışıyordu. O sırada bir kadınla doktor arasında kavga çıktı. Kadın kedicikle ilgilenmeye çalışırken doktorun önüne atlamış olmalı ki “Siz doktor musunuz?” dedi doktor. “Hayır ama tecrübeliyim hastalar konusunda.” dedi kadın. Sonra bu doktor amca ve alaylı doktor olduğunu savunan teyze zavallı kedicik’in üzerinde araştırma yaparak teşhisi koydular: Epilepsi! (Gözler dehşetle büyürken ağız aralanır.) Acilen bir nöroloji servisine görünmesi gerektiğini öğütleyip, durakları geldiğinde indiler. Kedicik inerken de bir amca, oturup bir şeyler yemesini söyledi-Ama Ama Ama kedicik kahvaltı yapmıştı-, indikten sonra da dönüp dönüp hala ayakta ve bayılmadan yürüyebiliyor mu diye baktı. Bu sahnelerden duygulanan kedicik, sessiz gözyaşları döktü -Amma da sulugöz, sanırsın otobüste bayılan tek kedi- Ama bu öykü kötü bitmesin. Çabuk toparlandı ve epilepsi değil. –Çok şükürler olsun!-

Yazının rekoru: en fazla - işaretini kullanma.