11 Ekim 2012 Perşembe

Bugünler

Yazmak isterken yazamamak ve yazamadıkça bunun üzerinde gittikçe daha büyük bir yük oluşturması...

Bir de mektuplar var, belki her eve girişte posta kutusuna takılan meraklı gözlerin her geçen gün daha da umutsuzlaşmasına sebep olan, seven kalplerin kırıkları üzerine basa basa günleri geçiren yazılamayan mektuplar.

Başka türlü yazmak cızır cızır bir sesle, harflerin her yamuk duruşlarında kendi şekilsiz hayatını tasvir etmek sanki, tumturaklı harflere özenmek birkaç yüzyıl öncesinde yaşamaya ya da olgun bir insana özenmek gibi...


Kitap okuma özleminin sürüklediği kitapçıda, çok öncelerden yapılmış okunacaklar listelerine değil de, tatlı tesadüflerin kılavuzluğuna bırakmak kendini. Raflardan bir işaret beklemek, sonra bir kitabın göz kırpması, sayfaların hışırdaması...

Yağmuru sevmek ama şemsiyeyle dostluğu da özlemek içten içe, nemli bir soğuk sararken omuzlarını. (sıcak simit)

Yerine atılan imzanın hocanın tanımıyla cambul cumbul olması sebebiyle farkedilmesi, utangaç ama gülünç bir anının daha yerleşmesi hafızanın bir köşesine, toplu iç geçirmelerde, yad etmelerde anımsanmak üzere. (keşke fotoğrafını çekseymişim)

-Hem mekanda hem zamanda- uzağı göremeyen gözlerin yine yanılması ısrarla ama ısrarla.

gibi gibi
bugünler.