Pazartesi okul başlayacak. Eşyalarımı topluyorum. Hayatıma çekidüzen vereceğim, korkarım bir plan daha yapacağım bir pazartesi -YAPAMADI- Ne de olsa hayatım planlar pazartesileri, cumartesi anneleri kadar dertli ve -benden- şikayetçi pazartesileri... Şimdi yerde bağdaş kurmuş, çekmeceleri düzenliyorum. Başımın üstünde bir pencere. Pencerede hem kağıtları uçurması, eşyaları dağıtması hasebiyle sinir bozan, hem de mevsimi ve özü itibariyle ferahlatan bir rüzgar -rüzgar da bana benziyor, ne yapacağına dair her daim ikircimli-
Kuantum fiziğinden felsefeye -yine mi felsefe?- gittiğim konferansların bölük pörçük notları, arka arkaya.
Bir başka kağıt parçasında yarım kalmış bir öykünün ilk cümlesi: "Notlarını karıştırmaya başladı." Geleceğin öyküsü. Geçmişteki ben demeye cüret ettiğim ben'in yaşadığım anı anlatması büyük bir cüretle. Satırlarda ölümden çok korktuğu için kitap yazan bir yazar-adamın üç beş yaşantısı. O kadar. O adam şimdi buruşuk bir kağıt.
Şiiri neden sevdiğimize dair kesilmiş bir ahkam.
Bir dosta bir yıllık yazısı müsveddesi. Bir cümle.
"Suç ve Ceza". Rus kahramanların isimlerinin telaffuzu.
Bir kitap listesi içinde "zaman hızla yaşlanıyor".
Bağzı sesleri duyuyormuşum; hani dile dökülünce kaybolmayan sözler, düşünceler var ya bazen onları duyduğumu hissediyormuşum.
Bir peruk yıkama kılavuzu. "Peruk gibi hüzünlü"
Yıllar öncesinin en sancılı zamanlarının rastgetirdiği, kimin yazdığını bilmediğim, öylece bir kağıda yazmış unuttuğum, google aramalarında çıkmayan, hayalet bir iki paragraf. Pembe. Diyor ki:
"Ömür bu, kaf dağını aşmak için giyindiğin eldivenler de seninle beraber düşecek yere, nasıl düşecekse seninle beraber aciz bedenin sana bahşedilen süren bittiğinde...
Ömür bu, ne ziyadesinden bir dakika, ne de eksiğinden bir saniye, tamam ileride doktor bir mümine olmak dileğin ama, bir de tahayyül et ki okula girdiğinde, uyarak tağutun düşünce sistemine, kendince fedakarlık, islamca gurubet, biliyorsun bacım gelmeyecek, gelmeyecek ne bir dakika ziyade ve ne de bir saniye..."
~ondörteylül