![]() |
| http://www.flickr.com/photos/the_puppeteer/5375241672/ by The_Puppeteer |
Bir söz vardı: "Dünyadaki en mutlu kitaplar, kütüphanede yaşayanlardır." Bence bir kütüphane kitabının mutlu olduğu zamanlar ancak okunduğu anların toplamıdır, ellerden ellere yaptığı yolculuklar, raflardan başka raflara misafir olduğu zamandır. Yoksa kütüphanede binlerce kitabın içinde göze batmadan yaşlanan bir kitap sanki hep hüzünlü gözlerle bakar ve gece olunca o gözlerden sessiz gözyaşları akar. Ben kütüphane kitaplarını kimsesizler yurdu çocuklarına benzetirim en çok. Hem herkesin, hem hiçkimsenindirler. Bu yüzden ne yalnızlıkları, ne mutlulukları gerçek gelir insana.
Kütüphaneden kitap aldığımda o kitapta hiç tanımadığım insanların izlerini bulmayı seviyorum. Kıvrılmış bir sayfa, altı çizilmiş bir satır, kenarda bir not ya da bir tarih, yıllar öncesinden bir gün. -Bütün bu nostalji düşkünlüğüme rağmen sayfa aralarından çıkan bisküvi parçalarından hiç hoşlanmıyorum, lütfen kitap okurken kıtırdatmayın.- Sayfalara dokunur, üzerinde düşünürüm bu izlerin. Beynime küçük küçük bir sürü soru işareti doluşur. Acaba toplamda kaç kişi okudu kitabı, kaç tanesi yarım bıraktı, okurken ne düşündüler, ne hissettiler, neden okudular, kaç günde bitirdiler, neden bu kitabı seçtiler, nasıl seçtiler, beklenmedik bir dokunuşla mı yanlarına aldılar yoksa çok aradılar mı... İkinci el kitap almayı da severim bu yüzden. Daha önce o kitaba sahip olan insanların hayatlarından da bir parça alıyormuşum gibi, evlerinden, raflarından, çantalarından.
Birbirine yaslanmış bekleyen yıllanmış kitapları, sohbet ederken düşünüyorum. Hepsi içindekini anlatıyor yeri geldikçe, parça parça. Nasıl da bir cümbüş çıkardı ki ortaya bu sohbetten. Bu yüzden mi bir tarih kitabında bir macera romanın da tadını almak mümkün oluyor? Belki arada mesaideki arkadaşlardan bahsediyorlardır. "Geçen gün 'Melez Desenler'i ela gözlü bir kız almıştı, ağzında sakızı. Özensiz bir tipe benziyordu ya, hoyrat davranmasa bari MD'ye." Sonra dönenler yaşadıklarını ballandıra ballandıra anlatıyordur. Ela gözlü kızın hayatı, kitapların dedikodusunda tekrar tekrar yaşanıyordur. Cam kenarına kurulmuş olanlar, tartışmasız en şanslıları olsa gerek bu kocaman ailenin. İçeride ama dışarıda, dört duvar arasında ama akıp giden hayatların keyifli gözlemcisi. En yaşlılar en eskileri anlatıyordur, kaygısız bir elin alıp geri getirmediklerini ya da kazaları, raftan düşmeleri, yırtılmaları, parçalanmaları, sonra dağılmaları ve ölümü. Kimbilir belki en çok ölümden bahsediyorlardır, önce zamandan sonra ölümden.

