İçinde hep diri tutmaya çalıştığın bir iyilik var. Bunu hiç unutma!
26 Aralık 2020 Cumartesi
21 Aralık 2020 Pazartesi
5 Aralık 2020 Cumartesi
Köyümüz Ankara
Üç aralık ikibinyirmi. Milli Müdafa çıkışında yürüyen merdivenlerdeyim. Basamaklara yapraklar düşüyor. Başımı kaldırıyorum bir parça gök -yavaş yavaş açılıyor -ömrümüz de böyle feraha açılır inşallah-, yapraklar ve bir anlığına kuşlar... Canım Ankara'nın yokuşlarının yanına ilişmiş, sessiz ve beklentisiz ağaçları ile kendine otobüslerin duruş kalkışı ve insanların koşuşturuşu içinde başka bir ahenk bulmuş güvercinleri...
-Allah'ın doğadaki sanatı zaten aşikar, şehir hayatında bile. Bir de kelimelerin, denk gelişlerin arasında sanatlı dokunuşlar var. Görmek isteyelim.
Tufan
Kendi gideli çok oldu. Bilmiyorum nasıl şimdi ve nerede ne yapıyor. Bir masanın üzerinde yazdığı ismi kalmış. Hikayesini kim bilsin.
İşitme cihazından utanmasını, konuşmakta zorlanışını, kaybettiği nenesinin içinde yanan, tüten bir şeye dönüşmesini, ablasının başarısının altında ezilişini, başını kaldırıp geleceğe baktığında göremediklerini ve içinde kaybolmamaya çalıştığı karanlığı kim ne bilsin.
Bizden de hikayesini bilmedikleri bir iz kalır, eğer ki bir şey kalırsa.
-Bu yazıyı yirmibeş ekim ikibinonsekizde staj notlarımla ilgilenirken yazmıştım, stajda tanıdığım bir çocuktan ilhamla. İnsan bazen kendi hayatının derinlerine öyle bir dalıyor ki yüzeyi, kıyıyı, havayı, güneşi unutuveriyor. Ben de unutmak istemediğim bir tufanı yazdım. Tufan kendi içinde denizde kopan bir çığlıktır belki ama bana kıyıyı hatırlatır. Böylece kendi denizimin derininde bir nefes alabilirim.
