29 Aralık 2012 Cumartesi

ben nasıl büyük adam olacağım?

9 Aralık

Bir sebeple, dondurduğum facebook hesabıma geri dönüş yaptım kısa süreliğine. Şöyle bir zaman tünelime, mesajlarıma göz atma imkanım oldu ki:

Doğmuşum-alternatif bir ekşi sözlük başlığı olarak; facebook doğum gününde hediye almaları, parti düzenlemeleri için yakın çevreye baskı yapan, koleston sarı saçlı, güneşte yeşile çalan ela gözlü, kendine sorsan bir yetmiş, hassas ölçü aletlerine güvenirsen bir altmış dört boyunda kız-

Hastalanmışım.

Dünya yumurta gününü kutlamışım. 8 Ekimmiş. Kocaman bir omlet yapılmış ama ben kaçırmışım :)

İçinde hangi fikirlerin cirit attığını bilmediğim bir kafam varmış.

Reşit olmadığım için kredi kartı talebim reddedilmiş.

Bir ara doktor Dna bulunmuş.

Bir de şöyle bir cümle kurmuşum:
“En çok kafası karışan, en çok düşünendir!!”
Yorumlara da şunu yazmışım -zaman tünelimde neredeyse tek sevdiğim ve hala katıldığım kısım-:
“Asıl mevzumuza gelirsek, kafa dediğin şey çok karıştırılmamalı, zira sonra çok ağırlaşıyor ve taşıyamıyorsun. Ama bazen de karıştırılmalı ki bazı şeyler karışınca lezzetli olur. Evet, bir oran var ama bu oranı henüz bilemiyoruz.”  

Calculus’tan dertlenmişim.

İtalyanca bildiğim göstermek için benissimo! diye bir durum güncellemesi yazmışım -notlar, tatil güzelmiş.-

Biraz egomun biraz vicdanım dürtmesiyle Afrika’da açlıktan ölen insanlarla ilgili bir video paylaşmışım.

Hiç bilmediğim dilde bir bilim grubuna üye olmuşum.

Dünyanın öbür ucundaki insanlarla bir proje için fikir almak amacıyla çıkar ilişkileri kurmuşum. Anlaşılan proje nedir'den bile bihabermişim.

İlkokul arkadaşlarımla iletişime geçmişim şu tür mesajlarla: “nasısın? tekrar iletişime geçmemize çok sewindim. hiç değişmemişsin x)). Değişik duygular hissettim ya uzun zaman oldu x)). nerdesin, neler yapıosun”

Tabi üniversitede ilk yıl. Herkes birbirine hangi bölüme girdiğini soruyor. Arkadaşlarıma dediğime göre ortaokuldan beri hayalim olan bir bölüme girmişim. Çocukluk hayallerini gerçekleştiren nadir insanlardanmışım. Oysa şu an her şey ne kadar karanlık, belirsiz. Hiç hayal kalmadı -bir dakka hala bir şeyler var galiba-

LiseLi qencl1qh xD diye bir gruptan video paylaşmışım.

Açıkçası genellikle yaşımdan büyük insanlarla beraber olduğumdan kendimi olgun bir insan sanırdım, gerçekten. Ama itiraf ediyorum tam bir ergenmişim -artık olmadığımı kanıtlayan somut bir belge de yok ya elimizde, olsun biz yine de geçmiş zaman kullanalım -başka bir ekşi sözlük başlığı olarak; altmış yaşında ergen nine-gelecekteki muhtemel ben-

Ergen kelimeleri: ewet, faln, bn, yafs, deişen, biras,öle
Ergen gülümsemesi: x)
Ergen sırıtışı: xDD
Ergen sitemleri: Anlaşılamıyorum.

Neyse ki "uff snne be slk .s .s" türünden bir cümle kurmamışım -bardağın dolu kısmı- Sanki bütün bunları yapan ben değilmişim gibi. Allah’ım iyi ki büyümüşüm.

24 Aralık 2012 Pazartesi

Öyküye Öykünmek

Mollaahmetoğlucuğumun bir hikayen bile yok deyişine inat, bir hikaye yazmış idim. Fakat koyu bir tembellikle beraber yaşadığımdan -öyle ki gerçekten bir bulut olsam dünyayla birlikte dönmeye bile üşenip gökkubbeye saplanıp kalırdım muhakkak- burada yayınlamayı ancak gerçekleştirebildim. Ben Ölmeden'in düzenlediği blog öykü yarışmasını duyunca -ve içimden de birkaç kelime dökülünce ortaya- katılmaya karar verdim. 

Ta ta ta tam işte öykü!

Yalnızlığı Seven Pazar           

Adam kadının koluna zoraki tutturulmuş. Beklenenin aksine, kadın daha erken vazgeçmiş bir pazar sabahında huzuru aramaktan. Denizden, bulutlardan, koşan çocuklardan, gökyüzüne dokunmak için yarışan ağaçlardan mutluluk damıtmaktan... Neden buraya geldim? Oldum olası hiç sevmem kalabalık mekanları. Başımı yer çekimine bırakır, kaldırım taşlarını sayarım. Ne zaman başımı kaldıracak olsam bir çift göz, bir müstehzi yüz. Bana mı öyle geliyor yoksa bunların hepsi bana mı surat asıyor böyle? Yok canım. İyice kafayı yedin insan içine çıkmamaktan. İçimde bir anne, arada konuşur böyle. Çık oğlum biraz hava alırsın. Havaymış. Üç saniye önce başka birinin tüm vücudunu dolaşıp burnundan çıkan hava. Buraya geldim de ne oldu? Kimsenin yüzünde bir tane duygu yok. Bu insanlar güneşin içlerine cömertçe dağıttığı sıcaklıktan bile kaçarken nasıl böyle bir araya gelebilmişler? Deniz bile vazgeçmiş dalgalanmaktan. Küskün. Deniz olmak zor. Şu suratsız ve bir o kadar vefasız kalabalığı her pazar ağırlamak... Taş olmak zor. Belki yıllarca beklersin birinin ayağına takılıp kımıldamak için yerinden. İnsan olmak kolay mı?

Birisi demiş ki insan öldüğünde anlatılmaya değer bir hikaye bırakıyorsa geride, değerli bir insandır. Ben öyle düşünmüyorum. Bir hikayem yok benim. Bir hikayem oluncaya kadar böyle düşünmeye devam edeceğim. Sıkılmamak için şu uzakta yalnız bekleyen kadını, biraz ötesindeki yalnız adamın yanına yerleştiriyorum kafamda. Kızın elindeki buketi siyah kadının kucağına koyuyorum. Koşan köpeği yaşlı kadının önüne taşıyorum, kadının bakışlarını köpeğin kuyruğuna takıyorum. Maymunu büyük köpeğin sırtına bindiriyorum. Sonra köpeğin dengesini sağlayamayacağını düşünerek, maymun köpek ikilisini kendi hallerine bırakıyorum. Adam fark etti galiba baktığımı. Tüm düşüncelerimi duymuş gibi utandım birden. Eyvah bana doğru geliyor. Napsam? Diğer tarafa dönüp gidiyim en iyisi. Kim bilir ne diyecek. Bu sefer de arkamdan seslenmesin? Yok artık, hop birader nereye gidiyorsun diyecek değil ya. Ben hareketlenene kadar adam epeyce yaklaştı. Artık gidemem, kaçıyormuş gibi olurum. Adımlarını sıklaştırdı. Ne bakıyorsun derse? Hiç, ben biraz hava alıyım demiştim. Ben aslında size bakmıyordum. Maymunun üstüne köpeği bindiriyordum. Öyle miydi? Tam tersi mi? Of kafam karıştı. Kalabalığı sevmem dedim ya, bakışlarını dahi kontrol etmen gerekir. Kurduğu hayalleri bile rahat bırakmazlar adamın. Biri ayağına basar, bir çocuk koşarken umursamazca çarpar. Ne düşünüyordum diye kalakalırsın yolun ortasında öylece. Kimse de yardım etmez, edemez. Yoldan birini çevirip ben az önce ne düşünüyordum arkadaş diyemezsin. Buralarda uzunca bir hayal gördünüz mü? Az önce aklımdaydı, kimse görmedi mi, az önce. Adam yüzümdeki tedirginliğe aldırmadan yanımdan geçip gitti. Ayağına takılan bir taş birkaç metre öteye yuvarlandı.
                                                                                              15.12.2012

Dip-not: "...İşte hikayelerimi nasıl yazdığımı şimdilik merak eden dostum, yarın incir çekirdiğini doldurmayacak mevzuları yazan bir hikayecinin iyi bir hikayeci olmadığını yazacağına göre, bilmem hikayem oldu mu? Olmadıysa ne yapalım? Bizim hikaye anlayışımız da böyle efendim."    Sait Faik Abasıyanık

12 Aralık 2012 Çarşamba

kitap cildi

Bu kokuyu seviyorum diye düşündüm içeri girince. Eskimişliğin üstüne sinen zaman kokusu. Sayfaların üzerinde gezinen parmaklardan artakalan insan kokusu.


 Bir satırını dahi okumaya ömrümü yetiremeyeceğim bir yığın kitap. Tiyatro tarihinden ceza hukuğuna,  farsçadan latinceye. Bunları düşündükçe küçülüyorum ben kütüphanede. Bir toz zerresi bile yanımda kocaman. Loş ışıkta, sessizce uçuşup duruyorum.


"düş hekimi"