12 Ekim 2017 Perşembe

Ağaçta.

Bugün Sılayla Sarıkadı camii önünde buluştuk. Önce bir mandalinayı paylaştık, sonra yolu ve kısa bir yolculuğu. Ankara'nın bana kazandırdığı en güzel şey diyor. Bunun üzerine ellialtı yıl sonranın, nine hallerimizin hayalini kurup gülümsüyoruz. Otuz yıl önce Erzurum'da, bir sobanın kenarında dağıttığı sıcaklığın bu günlere taşınıp içimize yayıldığını biliyor mu marangoz dede?

Gözlerinde geçmişimden bir şeyler görüyorum. Daha derine bakıyorum. O babasının kendisine çok küçükken uzatmış olduğu dalı tutuyor, ben de onu tutuyorum. Rüzgar esince ağaçta sallanıyoruz birlikte. Ben daha çok sallanıyorum. Daha sıkı tutayım.

-Düşmeyelim. Amin.

3 Ekim 2017 Salı

Kestanenin tadından vazgeçmiyorum.

Sabah bir ulaşım problemi yaşadım. Sonra beytepe otobüslerinden birinde olmayan bir boşluğa sığdırdım kendimi. O yokuşu çıkarken önümden ağaçlar geçiyor. Ağaçlara bakıyorum, böyle serpilmiş güzellikler de olmasa nasıl yaşanır diyorum. Yine de eskisi kadar güzel gelmiyor hiçbir şey. İçimden kirazın tadından da vazgeçiyorum diye geçiyor.

Derse yetişiyorum. Hocaya sorular sorup cevaplar alıyoruz ve ödevler... Hiç gelmeyecek gibi duran fakat kısa süre sonra ne zaman geçti diyeceğim yakın zaman geleceğimin bir kısmı -süpervizyon ve tez- üzerine düşünüyorum, nasıl olacak? bilmiyorum. Danışman hocama gidip ölçeklerle ilgili bir şeyler soruyorum. İçimden biri hiçbir şeyi yanlış yapmamak istiyor. Diğeri de bunun önemli olmadığını söylüyor. İkisini aynı anda konuşturmak gerekiyor sanırım. 

Gizemle dönüyoruz. Yalnızlıktan bahsediyoruz, sosyal destekten ve gelecek planlarımızdan. Eskisi gibi idealist olmadığını, mutlu bir aile hayatı istediğini söylüyor. Bir yaştan sonra herkesin hayali ne kadar benziyor. Ben anlam sorusunu soruyorum kafamın içinde. Her şeyi kelimelere dökmek kolay değil. Ne söylemek istediğinle ne söylediğin birbirine karışırken bir de karşıdakinin ne anladığının denkleme girmesi kafamı karıştırıyor. Fakat bir şeyleri anlatmadıkça kafamın içi ağırlaşıyor. Masalların sonunda sorulan kırk satır mı kırk katır mı? sorusu gibi...  Cezanızı kendiniz seçebilirsiniz.

Metrodan yürüyen merdivenlerde çıkarken bir kestane kokusu geliyor. Gizem'e söylüyorum. Kışın kestane satılıyor bu durakta, kestane de alırız. Şimdi de kokusu geldi ama... Evet diyor. Yaşasın kestaneci abi! Her zaman aldığımın iki katı alıyorum. Kestane mevsimi geldi demek. Kestaneci abi, bir kağıt poşet daha veriyor, çöpünü yere atmayalım diye. Kestane kesesini tarttıktan sonra üzerine fazladan ekliyor, yanık, çürük varsa yeme diyor. Ben de kestanenin bir kısmını Gizem'e veriyorum. Doğum günüymüş.

Kestanenin tadından da kokusundan da vazgeçmiyorum.