8 Kasım 2018 Perşembe

dört göz

Epeydir kendime yakışacağını düşündüğüm oval model bir gözlük almayı düşünüyorum. İki hafta önce girdiğim gözlükçüdeki neredeyse tüm oval gözlükleri denedim, fakat hiçbiri tam olarak yakışmadı. Gözlükleri denerken anladım, neden bir zamanlar ısrarla lens kullanmak istediğimi. Elif'e denediğim gözlükleri denerken çektirdiğim fotoğrafları gösteriyorum. Abla bence sen gözlerini çizdir dedi. En beğendiğim gözlük bile yakışmamıştı. Bunu yıllar önce gözlükle ilgili bir yazımda yazmıştım. Gözlüklerin en yakışanı bile yakışmıyor. Bir süredir lens takmak içimden gelmiyor, gözlerim kuruyor, uzun süre kalınca acıyor. Eski gözlüğümü takıyorum. Bugün de öyle yapmıştım. Ümmü Gülsüm görünce çok şirin olmuşsun, ayrı bir hava katmış, yanaklarını sıkasım geldi diyor. Hehhe bir süre bu gözlükle giderim ben.

yazmak üzerine yazmak istemek

Yazmak ve duygularınızın kelimelere dönüşmesi, daha çok okudukça ve yazdıkça içinizdekilerin daha güzel kelime ve cümlelere dönüşmesi, içinizdeki soyutlukların bir nebze olsun somutlaşması ve böylece onlara dokunabilmeniz, yerleştirebilmeniz, kafanızın içini toparlayıp tozunu almak ve mis gibi temizlik kokusunda dinlenmek...

7 Kasım 2018 Çarşamba

Bunu instagramda paylaşamam.

Allah'ım öyle ilham dolu hissediyorum ki, çok şükür. Hani filmlerde bir yazar daktilosunun, bilgisayarının başına geçer ve durmaksızın yazar ya, işte kelimeler ve fikirler öyle dökülüyor ve dağılıyor aklıma. Dün izlediğim bir vidyoda planlardan ve sabah rutinlerinden bahsediyordu. Hayatınızı geçirmek istediğiniz duyguyu yazın, huzurlu mu heyecanlı mı mutlu mu ve buna göre gününüzü planlayın diyordu. Kurtuluş'ta yürürken düşünüyordum, günümü işte böyle bir hisle geçirmek istiyorum, huzurlu ve ilham dolu. Bugün yatsı namazından sonra dua ettim. Bazen dua etmekten kaçıyorum. Aslında dua etmeyi seviyorum ama yeterince iyi yapamama tedirginliği beni burada da yakalıyor ve dua etmekten kaçıyorum. Bugün kaçmadım ve uzun uzun dua ettim. Bu hislerimde bunun da etkisinin olduğunu düşünüyorum. Elhamdülillah. Bugün Fatmanur dua etmekle hayatımızın gidişatını etkilememizden bahsetti, sanki dua ediyor, şükrediyorsun ve çark bu tarafa dönüyor biraz gibi bir şey dedi. Çark dönmüş gibi hissediyorum, bu hisleri kaybetmek istemiyorum.

Yazmak, çok başarılı olduğum bir alan değil. Bazı yazılarım ortalamanın üstü olabilir ama yetenekli bir yazar değilim. Ama içimden gelen bir anlatma istediği hep vardı. Ortaokulun başlarında babamdan ses kayıt cihazı istemiştim. Düşüncelerim ve aklıma gelen kurgular o kadar hızlı geliyordu ki yazamazdım, yalnızca kayıt cihazına konuşabilirdim. Bir iki yıl sonra ses kayıt cihazımız, kameramız vardı. Fakat kaydetmeye başlayınca vazgeçiyorlardı sanki. İç sesim derinliklere çekiliyordu ve duyamıyordum. Hala da bir şeyleri anlatmayı, paylaşmayı çok seviyorum, gördüklerimi, fark ettiklerimi, hissettiklerimi. Bir arkadaş ya da aile üyesiyle paylaştığınızda onların gözlerinde, kalplerinde aynı karşılığı bulamayabiliyorsunuz. Paylaşmak ihtiyacını tatmin etmek için, aslında bile bile anlamayacak kişilere anlatıveriyorsunuz. Fakat Edebiyat Matinesi şiirindeki gibi "hiç yeri miydi açmak kalbi" diye kalıyorsunuz sonra ve paylaşmak mutlu etmek bir yana, tadınızı kaçırıyor. Sosyal medyada, beğenilme kaygısı ve şimdi bunu nasıl anlayacaklar düşüncesi beni durduruyor. Zaten kimse uzun yazıları okumuyor. Herkes kendisinin derdinde. Bloga ilk başladığım zamanlarda blogger kalabalık bir mecraydı. Yavaş yavaş takipçi sayım arttı, yorumlar almaya başladım. İlk başlarda bunlar benim için önemliydi, yirmi yaşında bile değildim. Yavaş yavaş değiştim. Yazı tarzım değişti. Blogger da değişti. Pek kimse kalmadı. Buraya yazınca neredeyse hiç kimse okumuyor, biliyorum. Bu yüzden bir süre yazasım gelmedi. Fakat şimdi kimin okuyacağını, ileride ne yapacağını düşünmeden, yazmak istiyorsan yaz diyor içimdeki ses. Paylaşmak istediklerini instagram'da falan değil burada paylaş. Çok fazla düşünmeden, üstünden defalarca geçmeden yaz ve gönder. Keşfedilmeyi, fark edilmeyi düşünmeden... Gerçekten gitmesi gereken yere gideceğine inanıyorum. Daha büyük bir iradenin parçası olduğumuzu biliyorum. Kendimi benim gibi bir insan için çok zor olsa da, boğulmaktan çok korksam da akışa bırakıyorum.

sosyal medya üzerine fevkalade mülahazalarım...

Instagram hikayeleri konusunda düştüğüm ikircikli bir durum vardı. Hem gördüklerimi, çektiğim fotoğrafları paylaşmak istiyordum ve onların hikaye geçmişinde tarihe göre sıralanmasına ara ara bakınca bir tür anı defteri gibi olması hoşuma gidiyordu, hem de sosyal medyada bir şeyler paylaşırken duyduğum aşırı titizlik, olası yargılanmalara/yanlış anlaşılmalara karşı bir tedirginlik hissi vardı. Neden insanlara ne kadar güzel fotoğraflar çektiğimi, ne kadar güzel bir yerde yaşadığımı, ne kadar mutlu olduğumu göstermeye karşı bir arzu duyuyordum. Paylaştıklarımın fazla kişisel, bulunulan mekanlar ve görüşülen insanlar odaklı olmamasına, insanları motive eden ya da ilham veren şeyler olmasına dikkat ediyordum. Fakat yine de bunun nefsi besleyen tarafının daha fazla olduğunu ve kimseye pek bir faydası olmamakla beraber bana zarar verdiğini görüyordum. "ben ben ben yine ben bu güzelliği fark ettim ve böyle güzel fotoğrafladım çünkü ben..." gibi alt mesajlar vardı sanki.
Bir süre sonra aslında insanlara pek ilham verici gelmediğini de düşünmeye başladım. Çünkü benimkilere benzer fotoğrafları başkaları paylaştığında ilham verici gelmiyordu. Bu fotoğraftan dolayı değil, başka bir yerde görsem bakabileceğim, orada olmayı düşleyebileceğim bir fotoğraf, instagramda "bak ve geç!" olarak kalıyor, kendimi o manzaraya veremiyordum. Bu muhtemelen birçok insan için böyledir. Zaten oyalanmak için, can sıkıntısıyla açılan ve uygulamanın ısrarla gözünün önüne getirdiği için tıkladığı bir fotoğrafa, huzurla bakmak pek kolay olmamalı. Ayrıca o anın, anının sizde bir karşılığı olmadığı için o ruh haliyle yaklaşamıyorsunuz fotoğrafa. Onun yerine kafamı kaldırıp gökyüzüne bakmam daha ilham verici.
İnstagramda hikaye paylaşmamın bir diğer sebebi de hikaye arşivinin anı defteri gibi olmasıydı. Birkaç haftadır paylaşmak isteyip de o gün paylaşamadığım fotoğraflar oldu. Sonra üzerine tarih yazarak paylaşırım dedim ama biraz karıştı ve üzerinden uzun zaman geçti. Bugün Kurtuluş parkından geçerek Hamamönü'ne yürüyordum. Tam öğle arası. Parkta yürüyen insanlar, onlarca yıllık ağaçlar ve sonbahar yaprakları. Yürüyüş yolunun iki yanında sıralanan ağaçlar çok güzel gözüküyordu, fotoğrafını çektim. Bunu instagram'da paylaşırım dedim. Çok huzurlu bir andı benim için, o yolda yürümek. Bazı yaşadıklarımın ise fotoğraflarını çekemedim. Kenarlarından kurumaya başlayan at kestanesi yapraklarının, at kestanesi yapraklarının aklıma odtü'yü getirmesinin, yerlere dökülmüş, kurumuş ve kıvrılmış yaprakları çıtırtıyla ezmemin ve bundan duyduğum mutluluğun, bir güvercini takip edercesine yürümemin, yerlere dökülen tüylerin ve bir tanesini alıp Elif'e götürme düşüncemin, görece temiz ve renkli bir tüy göremememin ve vazgeçmemin fotoğraflarını çekemedim. Bunları instagram'da paylaşamam.
Biraz önce sosyal medyayı bırakmakla ilgili bir konuşmayı dinliyordum. O anı ileride hatırlamak için çektiğimiz vidyolarla, aslında o anı kaçırdığımızdan, anı yaşayamadığımızdan bahsediyordu. Ben de bundan sonra hatırlamak istediğim anlar için bir kere fotoğraf çekip, sonra anı yaşamakla ilgilenmeye karar verdim. Sonra az önce sözünü ettiğim fotoğrafı instagram'da paylaşacağımı hatırladım, fakat vakit çok geçti. Geçen haftalarda böyle "anı defterimde" olmasını istediğim ama paylaşamadığım fotoğrafları hatırladım. Fazla birikmişti, karışmıştı. Bütün bunların aslında beni bir şeye hazırladığını fark ettim. Hikaye paylaşmak istemiyorum. Anı defteriyse bunu farklı şekilde yapabilirim. Fotoğraflarımı bilgisayarda düzenlerken böyle bir albüm oluşturabilirim. Yaşadıklarımla aslında hiç de ilgilenmeyen insanlara göstermenin bir anlamı yok. Bir gün gerçekten ilgilenen birileri olursa birlikte bakabiliriz, böylece fotoğrafın kareye sığmayan hikayesini de şevkle anlatabilirim.

last seen on...

24 Ekim sabahı whatsapp'ı sildim. Aslında bunu bir yıldan fazladır yapmak istiyorum, fakat birtakım yükümlülükler ve whatsapp'ın kişilerarası iletişimdeki rolü buna engel oluyor. Bu yaz itibariyle, birlikte iş yapılan ve haberleşmenin yalnızca whatsappla sağlandığı gruplarla eskisi gibi bir bağlılığım kalmadı. Bugün tam iki hafta olmuş. Arada yükler ve mesajları topluca okuyup geri silerim diye düşünüyordum ama buna gerek kalmadı. Gerçekten bilmeniz gereken bir şey varsa, o size bir şekilde ulaşıyor. Birisi gerçekten sizinle konuşmak istiyorsa, sizin yardımınıza ihtiyacı varsa ya da haberinizin olması gereken bir durum olduysa, genellikle başka yoldan size ulaşıyorlar. Hayat zaten oldukça belirsiz, whatsapp yoluyla zırt pırt rahatsız edilmemek, sürekli bildirimleri kontrol etmek ihtiyacı hissetmemek karşılığında bir parça daha belirsizliğe tahammül edebilirim. İnsanların size bu kadar kolay ulaşması, sizin onlara cevap vermek durumunda olmanız, birtakım sosyal zorunluluklar, bir davet, teklif ile yapmanız gereken iş arasında düştüğünüz kararsızlıklar... bütün bunlardan uzağım. Er ya da geç geri dönerim whatsapp'a diye düşünüyordum. Bunu bir dinlenme süreci olarak düşünmüştüm. Fakat iki haftadır elzem olarak ihtiyaç duymadım, başka şekilde hallettim işlerimi, ya da bazı şeylerden vazgeçtim ve aslında çok da gerekli olmadığını gördüm. Bir gün yine de whatsapp'a dönerim diye düşünüyorum ama şu anda bunun ihtiyacını duymadığım için mutluyum.