Allah'ım öyle ilham dolu hissediyorum ki, çok şükür. Hani filmlerde bir yazar daktilosunun, bilgisayarının başına geçer ve durmaksızın yazar ya, işte kelimeler ve fikirler öyle dökülüyor ve dağılıyor aklıma. Dün izlediğim bir vidyoda planlardan ve sabah rutinlerinden bahsediyordu. Hayatınızı geçirmek istediğiniz duyguyu yazın, huzurlu mu heyecanlı mı mutlu mu ve buna göre gününüzü planlayın diyordu. Kurtuluş'ta yürürken düşünüyordum, günümü işte böyle bir hisle geçirmek istiyorum, huzurlu ve ilham dolu. Bugün yatsı namazından sonra dua ettim. Bazen dua etmekten kaçıyorum. Aslında dua etmeyi seviyorum ama yeterince iyi yapamama tedirginliği beni burada da yakalıyor ve dua etmekten kaçıyorum. Bugün kaçmadım ve uzun uzun dua ettim. Bu hislerimde bunun da etkisinin olduğunu düşünüyorum. Elhamdülillah. Bugün Fatmanur dua etmekle hayatımızın gidişatını etkilememizden bahsetti, sanki dua ediyor, şükrediyorsun ve çark bu tarafa dönüyor biraz gibi bir şey dedi. Çark dönmüş gibi hissediyorum, bu hisleri kaybetmek istemiyorum.
Yazmak, çok başarılı olduğum bir alan değil. Bazı yazılarım ortalamanın üstü olabilir ama yetenekli bir yazar değilim. Ama içimden gelen bir anlatma istediği hep vardı. Ortaokulun başlarında babamdan ses kayıt cihazı istemiştim. Düşüncelerim ve aklıma gelen kurgular o kadar hızlı geliyordu ki yazamazdım, yalnızca kayıt cihazına konuşabilirdim. Bir iki yıl sonra ses kayıt cihazımız, kameramız vardı. Fakat kaydetmeye başlayınca vazgeçiyorlardı sanki. İç sesim derinliklere çekiliyordu ve duyamıyordum. Hala da bir şeyleri anlatmayı, paylaşmayı çok seviyorum, gördüklerimi, fark ettiklerimi, hissettiklerimi. Bir arkadaş ya da aile üyesiyle paylaştığınızda onların gözlerinde, kalplerinde aynı karşılığı bulamayabiliyorsunuz. Paylaşmak ihtiyacını tatmin etmek için, aslında bile bile anlamayacak kişilere anlatıveriyorsunuz. Fakat Edebiyat Matinesi şiirindeki gibi "hiç yeri miydi açmak kalbi" diye kalıyorsunuz sonra ve paylaşmak mutlu etmek bir yana, tadınızı kaçırıyor. Sosyal medyada, beğenilme kaygısı ve şimdi bunu nasıl anlayacaklar düşüncesi beni durduruyor. Zaten kimse uzun yazıları okumuyor. Herkes kendisinin derdinde. Bloga ilk başladığım zamanlarda blogger kalabalık bir mecraydı. Yavaş yavaş takipçi sayım arttı, yorumlar almaya başladım. İlk başlarda bunlar benim için önemliydi, yirmi yaşında bile değildim. Yavaş yavaş değiştim. Yazı tarzım değişti. Blogger da değişti. Pek kimse kalmadı. Buraya yazınca neredeyse hiç kimse okumuyor, biliyorum. Bu yüzden bir süre yazasım gelmedi. Fakat şimdi kimin okuyacağını, ileride ne yapacağını düşünmeden, yazmak istiyorsan yaz diyor içimdeki ses. Paylaşmak istediklerini instagram'da falan değil burada paylaş. Çok fazla düşünmeden, üstünden defalarca geçmeden yaz ve gönder. Keşfedilmeyi, fark edilmeyi düşünmeden... Gerçekten gitmesi gereken yere gideceğine inanıyorum. Daha büyük bir iradenin parçası olduğumuzu biliyorum. Kendimi benim gibi bir insan için çok zor olsa da, boğulmaktan çok korksam da akışa bırakıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder