9 Nisan 2015 Perşembe

It's been long.

I'm long gone.

Olmayacakşeylerinolmasıdurumundadurumum hakkında düşünmenin sınır noktalarında yürüdüm geçen haftalarda. Güvenli noktaya henüz varamamış olsam da çabalıyorum. Düşünceleri beynimin içinde somut halleriyle hissettim. İğneli fıçı der Necip Fazıl. İlk zamanlar anlamamıştım. Sonra bir tür iğneli fıçı da bende varmış meğer. Bu kadar anlamasam iyiydi. Bir diğer mesele de yorgunlukmuş. Zamanla hissedilir. Bir şeylerden vazgeçmek zorundasın. Ben de bazı düşünmekliklerimden vazgeçmeye çalışıyorum.

Bugün Banu Hocayla konuşurken konu siyaset hakkında konuşmaya geldiğinde, insanların siyasi mevzularda konuşmak isteyip istememelerinin kişilikleriyle bağlantılı olabileceğini öne sürdüm, kendimi örnek vererek. İnsanlarla aramda geçen bazı konuşmalar üzerinde bütün gün düşünebildiğimi, bunun insanı yorduğunu ve bu yüzden o fikre maruz kalmanın insana yük olabildiğini söyledim. Hmm rumination dedi. O an rumination(uzun uzadıya düşünme)'ın tam anlamı aklıma gelmedi, her ne kadar aşağı yukarı tahmin etsem de. Dönerken sözlükten baktım da geviş getirmek demekmiş hmm...

Yeni insanlar tanıyorum tüm dağılmışlıklarıyla, ben bunları yazarken bir yerlerde bir şeyler yapmaya devam eden, tanımadığım aileleri, detaylarından uzak olduğum geçmişleri, hayalleri olan. Bir de tüm bunları bildiğim ancak şimdi'lerinde olmadığım insanlar var. Bir yerlerde bir şeyler yapmaya devam ediyorlar. İnsan, tanıdığı tüm insanları cebinde taşıyarak yürüyemiyor. Yorgunluk gibi bu da. Birilerinden vazgeçmek zorundasın. Usulca unutursun.

Don't be long.