İnsanların çoğunun yüzeyde iyi olduğuna inanıyorum ve bu güvende hissettiriyor. Böylece çoğu zaman sokakta rahat yürüyebiliyoruz. Yol sorduğumuzda insanlar tarif etmeye çalışır, bir eşyamızı düşürdüğümüzde gören birisi bize seslenir. Çoğu insan bizi dolandırmaz, bize saldırmaz. Ancak çok az insanın derinde iyi olmanın sorumluluğunu alabildiğini ve çabasını gösterebildiğini düşünüyorum. İnsanlar konforlarını pek kaçırmayacak ancak iyi bir insan olduklarını hissetmeye yetecek kadar iyiliği seve seve, güler yüzle sunabiliyor. Fakat her zamankinden biraz fazla bir zahmete girmek istemiyorlar. Canlarını sıkan bir gerçeği duymak istemiyorlar. Yükünüzü hafifletmek için yüklenmeye gönüllü değiller. Yükünüzü görmek için daha dikkatli bakmayı bile denemiyorlar, çünkü gözlerini kısmak, etrafı taramak ve bir süre kırpmamak canlarını yakıyor.
Yakın zamanda izlediğim bir dizide koruyucu ailelerle büyümüş bir genç kız tecavüze uğradığını söylüyor. Ancak çok sağlıklı bir geçmişi de olmadığından zaten tuhaf olan bazı davranışlarından ötürü çevresinde aslında ona değer veren insanlar bile ona inanmakta zorlanıyor. Ve nihayetinde kız polislerin de psikolojik baskısı neticesinde duymak istedikleri şeyi söylüyor: yalan söylediğini. Sistem gereği düzenli gittiği psikologa durumu anlattığında, psikolog aslında iki kere saldırıya uğramışsın, hem sana saldıran kişi tarafından hem de polis tarafından diyor ve soruyor: "Bu durumdan çıkarabildiğin değerli bir şey var mı, bir daha haksızlığa uğradığın, yanlış anlaşıldığın veya sana güvenilmediği bir durumda sana yardımcı olabilecek bir şey var mı?". Kız bu soruyu şöyle cevaplıyor:
"Biliyorum eğer her şeye yeniden başlayabilseydim yalan söylemezdim demem gerekiyor. Ama gerçek şu ki daha erken yalan söylerdim. Kendim bir çaresine bakardım, tek başıma. İnsanlar sana ne kadar değer verdiğini söylese de vermiyorlar işte, yeterince vermiyorlar. Yani belki bunu istiyorlar veya deniyorlardır ama en sonunda başka şeyler daha önemli oluyor. Bir nevi güvenebileceğin insanlarla bile, eğer gerçek rahatsız ediciyse, eğer gerçek yerine oturmuyorsa sana inanmıyorlar. Sana gerçekten değer verseler bile yeterince vermiyorlar."
Bu bana çok çarpıcı geldi. Çoğu insan gerçekten en çok değer verdiğini düşündüklerine bile yeterince değer vermiyor. "Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar, evler, çocuklar, mezarlar çizerek dünyaya". Türlü emekle ektiğiniz suladığınız, özenle ve ümitle yeşertmeye çalıştığınız bahçenizden hoyrat adımlarıyla geçiveriyorlar, fideleriniz ezilmiş ne gam. Fark etmiyorlar, sizin bahçeniz olduğunu bile. Ama çoğu zaman niyetleri size zarar vermek değil. Hatta size değer verdiklerini söylüyorlar ve bu çoğu zaman yalan değil, değer veriyorlar. Fakat yeterince değil işte. Belki kimi zaman biz de yapıyoruz bunu. Birinin bahçesine girmişiz, dağıtmışız, incitmişiz, farkında değiliz.
Bu aslında insan doğasının bir parçası, nefs en çok kendini seviyor. Terbiye edilmedikçe farklı kılıflar altında sahibine belli etmeden de olsa kendini öncelemeye devam ediyor. O yüzden sürekli ve sürekli, her geldiğimiz yol ayrımında dikkatle durup nefsimize zor gelen yolu seçmemiz gerekiyor. Bu bir mesaja daha uzun ancak daha nazik bir cevabı yazmak da olabilir, birisinin işini hızlandırmak da, canımızı sıkan birisinin yarasına bastırmamak için kendimizi tutmak da. Görmezden gelip geçmek yerine durmak ve sormak da veya merak dolu olsak da gereksiz, hatta rahatsız edici olabilecek bir soruyu sormamak da olabilir.
Dizinin sonunda birçok kadına tecavüz etmiş olan adam yakalanıyor, birilerinin cesareti ve çabasıyla. Kızın da mağdurlardan biri olduğu ve yalan söylemediği ortaya çıkıyor. İfadesini değiştirmek durumunda bırakıldığı için yüklü bir miktar para tazminatı alıyor. Ve kız bu dosyayla çalışan dedektifi teşekkür etmek için arıyor:
"Hayatım boyunca insanların çoğunun temelde iyi olduğuna inanmak için gerçekten çok çabaladım, tanıdıklarım öyle olmadığında bile. Bu bana umut veriyordu. Sonra bu olay oldu ve dünyada gerçekten iyilik olduğuna inanmak benim için daha da zorlaştı. Sanırım tüm bu sürecin en zor kısmı buydu; ümitsiz hissederek uyanmak.
Ama sonra, hiç beklenmedik bir anda, ülkenin diğer ucundaki iki kişinin beni kolladığını, işleri düzelttiğini öğreniyorum. Her şeyden çok, adamın hapse girmesinden, aldığım paradan çok, her şeyi tamamen değiştiren şey; sizin varlığınızı öğrenmekti. Ve artık sabahları uyanıyorum ve iyi şeylerin yaşandığını hayal edebiliyorum. Bunun sayenizde olduğunu bilmenizi istedim."
Birilerinin ümitsiz hissederek uyanmasına sebep olmak da birinin iyiliğe inanmasına vesile olmak da mümkün. Hem de bazen hiç farkında olmadan. Önce bakışımızı derinleştirelim. İnce fırçalarımızı çıkaralım, dokunuşumuzu yumuşatalım. Her zamankinden biraz daha değer verelim, biraz daha önemseyelim, biraz daha çabalayalım. Çünkü özen ve dikkatin olduğu yerde sevgi vardır. İçimizde sevgiyi artırdıkça da sevgiye değer oluruz, en çok da sevginin kaynağının sevgisine...
-Niyetime ve duama, birilerinin iyiliğe daha çok inanarak, daha ümitli olarak uyanmasına vesile olan birisi olmayı, bunun için çabalamayı ekliyorum.
