21 Nisan 2016 Perşembe

Nasıl oluyor?

9 Şubat '16 - Salı

31 Aralık'ta gelmiş, izleyemediğim videoda Suriyeli bir amca diyor ki;
"Bizler de insanız, kuşatma altındayız. Yiyecek ve içeceğimiz kalmadı. Nasıl oluyor da hiçbir yardım alamıyoruz?" NASIL OLUYOR?

Ve Suriyeli bir kız, henüz ~40 günlük evliyken kocasını kaybetmiş, şimdi Mısır'da mülteci:
"There was that firmness in his eyes that made me feel nothing wrong would happen. When he passed away, I felt I lost the most basic thing that keeps someone alive, which is hope. I no longer had hope in a better tomorrow."

zaman/d/l/a yolculuk

Üç yıldan fazladır bu blogda yazıyorum. Öyle kafama estikçe, içimden geldikçe, hissettiklerimin, düşündüklerimin, yaşadıklarımın minik kesitlerini bırakıyorum. Kimi zaman da yaşadığım bir şeyi yeniden kurguluyorum burada. Gerçekle hayali hiç kimsenin bilemeyeceği şekilde karıştırıyorum. Gülümsüyorum.

Arada geri dönüp okuyorum yazdıklarımı. O anki ruh halime, o günkü halime artık en fazla ne kadar yaklaşabilirsem, o kadar yaklaşabiliyorum. Ve o zaman anlıyorum, zamanın insanı nasıl paldır küldür değil, sezdirmeden, usulca değiştirdiğini. Bunu en iyi belki de bu şekilde anlıyorum. Üç beş yıl öncesinin fotoğrafına bakıp, yüzündeki belli belirsiz değişmeleri keşfetmek gibi.

Hiçbir zaman çok sık yazan biri olmadım. Ancak son iki yıldır, kimi zaman ayda bir bile yazamıyorum. Zaten son iki yıldır n'apıyorum, ben de bilmiyorum. Son iki yıldır çok insan tanıdım, çok yerde bulundum, çok şey başardım. Geçmişe kıyasla daha çok... Ama n'apıyorum?

Buraya yazamadım belki ama defterlerde birikenler var, aklımın arka bahçesinde çiçek açanlar. Bir sürü birikmişlik... Bunları da buraya yazmaya başlıyorum. Bir süre sonra tüm bunları asıl yazdığım tarihlere alacağım. Her şeyi yerli yerine yerleştireceğim ve bir gün o güne, bu güne geri döneceğim!

Sevgiyle.