Sabahın erken saatlerinde telefonunun horoz sesiyle uyandı kedi. Hazırlanması uzun sürdüğü için yatağından hızlıca doğrulmaya kalkıştı ancak o da ne? Beklenmedik bir durum peyda oldu. Kedi yuvarlanarak kapının önünde buldu kendini. Fazla acele etmişti heralde, bilemedi. Ayağa kalkmaya çalıştı, ancak göremedikleri rüyada olup olmadığını sorgulattı. Bacakları ve kolları ortada yoktu. Acaba üstüne mi oturdum diye düşünüp doğrulurken aynadaki yansımasını farketti. Tombul bir poğaçaya dönüşmüştü. Bu sırada telefonunun alarmı kapatılmadığı için çalıp duruyordu. Kısa sürede ev ahalisi eski kedi yeni poğaçanın kapısı önünde toplandı. Babası seslendi; kedi kızım hadi kalk artık, geç kalacaksın. Bu durumun yeniliği ve ailesinin tepkisinin belirsizliği poğaçayı heyecanlandırdı. Çevik bir şekilde kapıya yönelmeye çalışırken ayağı az önceki yuvarlanmasında dökülmüş olan susamlarından birine takıldı, kendini yine yerde buldu. Düşmenin etkisiyle yerdeki susam sayısı arttı. Bunu gören poğaçanın içini tuhaf bir hüzün kapladı. Acaba yerlerine yenisi çıkar mı, yoksa yapıştırmak mümkün müdür diye düşüncelere dalmışken, babası girmek için kapıyı ittirdi. Ancak yere düşmüş yuvarlak bir poğaça için bir kapı tarafından ittirildiği de göz önünde bulundurulduğunda doğrulmanın zorluk derecesinin tahayyülünü okura bırakalım-kafkadan saramagoya sarsıntısız bir geçiş-.
Poğaçaya dönüştüğünü farkeden kedi, sade mi peynirli mi olduğunu merak etti, bir yandan da üzerindeki susamları inceliyordu. Güçlü kollarıyla ittirmesine rağmen kapıyı açamadığına göre babası, boş değil peynirliydi. Canı peynirli poğaça çekti, olsa da yesek dedi, sonra zaten olduğunu farketti. Kolunu ısırırsa acaba acır mıydı? Birden bu düşüncenin vahşiliğiyle irkildi ve çok değil bir gün önceki hayatıyla şimdiki arasındaki uçurum karşısında şaşakaldı. Ne daha erken kalkmayı, ne de daha hızlı hazırlanmayı becerebildiği için evde kahvaltı yapamıyor, bu sebeple bir peynirli poğaça alarak ders aralarında yiyordu. Bir anda beyninde-poğaça beyni- şimşekler çaktı. Poğaçaya dönüşme nedeni bu olabilir miydi? Neden olmasındı, annesi küçükken demez miydi; çok elma yeme midende elma ağacı çıkacak diye.
Poğaça eski haline dönmeyi başarabilecek mi, ya da ondan önce bunu isteyecek mi, ailesinin ve arkadaşlarının tepkisi ne olacak, poğaça ne yiyecek, ne giyecek ve tüm detaylar için stay tuneedd*!!
*bizi izlemeye devam edin demek kendisi.
23 Nisan 2012 Pazartesi
19 Nisan 2012 Perşembe
günlük 6 (yarım yamalak)
Sevgili günlük, yine hüzünlüyüm. Neden hep hüzünlüyken yazıyorsun diyebilirsin ve asla haksız da değilsin. İnsan hüznünü paylaştı mı hüzün yayılıyor. Mutsuzluk da mutluluk gibi daldan dala atlayıp başka dallara bulaştırıyor kendini, tabi böyle olunca kimse istemiyor onu. Bir düşün, somurtkan insanlarla çevrili olduğunu, ne mutluluğunu paylaşabilirsin, ne teselli edip yüzlerine bir gülücük kondurabilirsin. Nokta ve parantezle gülen surat yapmaya benzemez bir insanı mutlu etmek, insan önce bunu öğreniyor. Sonra bir de dost kötü günde belli olur var, işte sen o dostsun.
Uzun zamandır yazmak istiyorum, açıyorum kayıtları yazıyorum, yazıyorum. Ama yanlış kaldırımlarda geçen eski bir hikaye gibi burası, hani o eksik hayallerle donatılmış olan. Her şeyi yarım bıraktığım gibi burası da sonu getirilememiş cümlelerle, sonra devam ederimlerde kalan yazılarla doldu. Acaba ben yarım yamalak olduğum için mi hayatımdaki hiçbir şeyi tamamlayamıyordum?
Uzun zamandır yazmak istiyorum, açıyorum kayıtları yazıyorum, yazıyorum. Ama yanlış kaldırımlarda geçen eski bir hikaye gibi burası, hani o eksik hayallerle donatılmış olan. Her şeyi yarım bıraktığım gibi burası da sonu getirilememiş cümlelerle, sonra devam ederimlerde kalan yazılarla doldu. Acaba ben yarım yamalak olduğum için mi hayatımdaki hiçbir şeyi tamamlayamıyordum?
Etiketler:
ah insan,
belirli bir belirsizlik,
günlük,
kedinin hüznü,
ruh hali
3 Nisan 2012 Salı
Yıllar sonra gelen bir itiraf ve bir şivenin yazıya dökümü
Günlerin bu kadar tozu toprağa katarak geçmediği, masum gülüşleri yitirmediğimiz, oyunlarda kaybolduğumuz yıllarda bir gün akşama doğru. Bizim sobanın üstünde kestane pişirilmezdi ya da masal anlatılmazdı yanı başında ama oyunlar oynanırdı. Yılın 360 gününü birbirini hatırından geçirmeden, neşesini, hüznünü, umudunu tanımadan, hissetmeden geçiren, birbirlerinin heyecanlarına, dertlerine, mimiklerine, yüzlerine yabancı insanlar; ayrı geçen yıllarını, kimbilir belki de birbirlerini çocukların oyunlarında yakalamaya çalışıyorlardı ya da zoraki birlikte geçen zamanı dolduruyorlardı.
İsim Şehir Hayvan Bitki Eşya. En klasik hali. Bazıları Ülke ve Artist'i de ekler. Ama ben hiç istemezdim bu Artist'li oyunları, hep onlar yüzünden kaybettim. Kuzenlerimle oynuyoruz, kağıt ve kalemden başka bir masrafı olmayan, fazla yer kaplamayan ve çocukları sessiz tutmaya yarayan bu oyunu. Kuzenlerim Ege'nin bir köyünde doğmuş, orada yaşıyorlar. Bu sebeple o yöreye özgü bir şiveye sahipler.
A B C D E F G Dur! Ve işte o. Harflerin içinde en çekilmezi, en dışlananı, en yalnız bırakılanı o, en az kelimeye sahip olduğundan en az sahip olduğumuz harf, en fakir, en garip olanı. Garip G. Aynı zamanda daha özgür olanı, çok az G, çok az kelimenin içinde hapis.
G'le hayvan bulmak zordur, H'le şehir, I'la bitki... Eşya bulmak hep kolaydır derler ama ben inanmam.
G'de, gizli fısıldaşmalar peşindeyiz. Annem kulağıma Gelincik'i ve Gelinlik'i söylüyor sessizce. Ve birisi bitirir, saymaya başlar; elliiki,elliüç, ya çok hızlı saydın ama, ellidört,ellibeş,ellialtı, kime diyoruz, elliyediiiii,ellisekiiiz,ellidokuuuz, bir çırpıda altmış!!
İsimler Gülin, Gözde ve Gülten, Şehir Gaziantep, Gaziantep ve Giresun. Dedim ya ben Gaziantep yazacağım diye, Gümüşhane yazsaydın ya, asıl ben sana dedim, oley ben geçtim ki sizi. Hayvan Gelincik, Garga ve şehre ait büyüklerden bir kahkaha. R. başarılı bir iz sürmeyle "Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dilse, okunduğu gibi yazılıyordur" önermesine ulaşmış ve garga diye telaffuz ettiğine göre garga diye yazılmalı diye düşünmüş olmalı. O akşam o an, başka yılların başka üç beş günlerinde tekrarlanan ama bıkılmayan, gülücükleri yüzümüze konduran anılardan biri olarak kaldı, saç tellerimize minik, tatlı bir toka gibi takıldı sanki. Yıllar sonra S. de aynısını yazdığını ama utanıp söylemediğini itirafıyla bir ton koyulaştırdı gülücüklerimizi. Bir sonraki yıl yine anlatılmak üzere bekleyen o anı, bir kat yükseltti.
İsim Şehir Hayvan Bitki Eşya. En klasik hali. Bazıları Ülke ve Artist'i de ekler. Ama ben hiç istemezdim bu Artist'li oyunları, hep onlar yüzünden kaybettim. Kuzenlerimle oynuyoruz, kağıt ve kalemden başka bir masrafı olmayan, fazla yer kaplamayan ve çocukları sessiz tutmaya yarayan bu oyunu. Kuzenlerim Ege'nin bir köyünde doğmuş, orada yaşıyorlar. Bu sebeple o yöreye özgü bir şiveye sahipler.
A B C D E F G Dur! Ve işte o. Harflerin içinde en çekilmezi, en dışlananı, en yalnız bırakılanı o, en az kelimeye sahip olduğundan en az sahip olduğumuz harf, en fakir, en garip olanı. Garip G. Aynı zamanda daha özgür olanı, çok az G, çok az kelimenin içinde hapis.
G'le hayvan bulmak zordur, H'le şehir, I'la bitki... Eşya bulmak hep kolaydır derler ama ben inanmam.
G'de, gizli fısıldaşmalar peşindeyiz. Annem kulağıma Gelincik'i ve Gelinlik'i söylüyor sessizce. Ve birisi bitirir, saymaya başlar; elliiki,elliüç, ya çok hızlı saydın ama, ellidört,ellibeş,ellialtı, kime diyoruz, elliyediiiii,ellisekiiiz,ellidokuuuz, bir çırpıda altmış!!
İsimler Gülin, Gözde ve Gülten, Şehir Gaziantep, Gaziantep ve Giresun. Dedim ya ben Gaziantep yazacağım diye, Gümüşhane yazsaydın ya, asıl ben sana dedim, oley ben geçtim ki sizi. Hayvan Gelincik, Garga ve şehre ait büyüklerden bir kahkaha. R. başarılı bir iz sürmeyle "Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dilse, okunduğu gibi yazılıyordur" önermesine ulaşmış ve garga diye telaffuz ettiğine göre garga diye yazılmalı diye düşünmüş olmalı. O akşam o an, başka yılların başka üç beş günlerinde tekrarlanan ama bıkılmayan, gülücükleri yüzümüze konduran anılardan biri olarak kaldı, saç tellerimize minik, tatlı bir toka gibi takıldı sanki. Yıllar sonra S. de aynısını yazdığını ama utanıp söylemediğini itirafıyla bir ton koyulaştırdı gülücüklerimizi. Bir sonraki yıl yine anlatılmak üzere bekleyen o anı, bir kat yükseltti.
Etiketler:
ah insan,
bu da böyle bir anımdır,
çocukluk,
egenin bir köyü,
ilham,
isim şehir bitki,
soba,
şive
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)