1 Şubat günü akşamlar Büşralar geldiler. Bu şehre hemen hemen her geldiğinde Ankara'nın en güzel yanı, aynı şehirde soluk alıyor olmamız gibi gibi bir mesaj atar. Tabi ben hatırlayamadığım için biraz saçmaladım ama siz sevimli ve okuyunca gülümseten bir mesaj olarak düşünün lütfen. İstanbul-'a, -'dan selamlar taşır. Orada bir yılda olanları getirir. Her yıl mutlaka bir hediyeyle gelir. Bu yıl deniz dalgalarının sesini getirdi bana. Ve yeşili en sevdiğimi unutmamıştı, deniz dalgalarının sesini yeşil bir kabuğun içinde getirdi.
Antikalardan, Aşiyandan, ezberden, pasif direnişimizden, tanıştığımız yıl aramızda bir yaş olmasına rağmen benim altıya onun üçe gidiyor olması bilmecesinden, Eliften, Handandan, Alaçatıdan, lalelerden, beceriksiz anlardan, yeldeğirmenlerinin simetrisinden, uzun boylardan, güneşten, ezilmemesi gerek çimlerden, sonunda ekrana öylece bakakaldığımız filmlerden bahsettik. Benim bir haftalık yurt maceramın turist vidyolarını izledik. Onun tüm şapşik fotoğraflarına baktık. Benim çok çok kısa ama iddialı kısa filmlerimi izledik, ve reklam filmlerimi elbette, ve Türk mutfağına armağan ettiğim çok özel yemek tariflerimi anlattığım vidyolarımı ve spikerlik eğitimi almamış olmama rağmen tüm zorluklara göğüs gererek çektiğim haber vidyolarımı... Gülücük. Tarihi kartpostallardaki Osmanlıca yazıları ilk okuma yarışına daldık bir ara.
Dün telefonla konuştuk, yeni bir görüşme ayarlamak için gidiş bileti tarihinden önce. Bu sefer de pullardan, yazmaktan ve babasının altı yaşından beri ihmal etmediği günlüğünden bahsettik ve günlük tutmayı beceremeyişimize aynı anda hayıflandık. Günlük tutamayacağımı anladığımdan anlık adını verdiğim ve arada kısa birkaç cümleyle o anı yazdığım bir defter tutmaya başlamıştım geçen yıl. Bir ara o defteri kaybettim, evin ya da çantalarımdan birinin içinde. Bir iki ay sonra buldum ama sayfalar hep boş kaldı. İpin ucu kaçınca ben de bıraktım. Güya ikibinondört'ün ilk günü yeni defterde başlayacaktım anlık yazmaya. Ama ben dün o telefon konuşmasından sonra ilk kelimelerimi yazdım o deftere. Evet geç ve bu erteleme huyuma çok kızıyorum ama zararın neresinden dönersem... işte. Geçen yıl tuttuğum anlığı karıştırıyordum. Geçen yıl bugüne bakıyım dedim ve gözüm geçen yıl düne kaydı. Dün Büşralar geldi diye başlamışım. Çok mutlu oldu tam istediği şeymiş, ben de buna mutlu oldum diye de bitirmişim üç şubat ikibinonüç günü.
Ve yarın okul başlıyor. Son dönem. Çok garip. Çünkü ilk dönemi bitirdiğimde daha bundan yedi tane daha var demiştim. Şimdi hiç yok gibi bir şey. Biri sıfıra kolay yuvarlarım.
1 Şubat günü, karyolamı ay kenarına çektiğim ilk gündü, ve sırf bu yüzden bile haddinden fazla güzeldi.