Instagram hikayeleri konusunda düştüğüm ikircikli bir durum vardı. Hem gördüklerimi, çektiğim fotoğrafları paylaşmak istiyordum ve onların hikaye geçmişinde tarihe göre sıralanmasına ara ara bakınca bir tür anı defteri gibi olması hoşuma gidiyordu, hem de sosyal medyada bir şeyler paylaşırken duyduğum aşırı titizlik, olası yargılanmalara/yanlış anlaşılmalara karşı bir tedirginlik hissi vardı. Neden insanlara ne kadar güzel fotoğraflar çektiğimi, ne kadar güzel bir yerde yaşadığımı, ne kadar mutlu olduğumu göstermeye karşı bir arzu duyuyordum. Paylaştıklarımın fazla kişisel, bulunulan mekanlar ve görüşülen insanlar odaklı olmamasına, insanları motive eden ya da ilham veren şeyler olmasına dikkat ediyordum. Fakat yine de bunun nefsi besleyen tarafının daha fazla olduğunu ve kimseye pek bir faydası olmamakla beraber bana zarar verdiğini görüyordum. "ben ben ben yine ben bu güzelliği fark ettim ve böyle güzel fotoğrafladım çünkü ben..." gibi alt mesajlar vardı sanki.
Bir süre sonra aslında insanlara pek ilham verici gelmediğini de düşünmeye başladım. Çünkü benimkilere benzer fotoğrafları başkaları paylaştığında ilham verici gelmiyordu. Bu fotoğraftan dolayı değil, başka bir yerde görsem bakabileceğim, orada olmayı düşleyebileceğim bir fotoğraf, instagramda "bak ve geç!" olarak kalıyor, kendimi o manzaraya veremiyordum. Bu muhtemelen birçok insan için böyledir. Zaten oyalanmak için, can sıkıntısıyla açılan ve uygulamanın ısrarla gözünün önüne getirdiği için tıkladığı bir fotoğrafa, huzurla bakmak pek kolay olmamalı. Ayrıca o anın, anının sizde bir karşılığı olmadığı için o ruh haliyle yaklaşamıyorsunuz fotoğrafa. Onun yerine kafamı kaldırıp gökyüzüne bakmam daha ilham verici.
İnstagramda hikaye paylaşmamın bir diğer sebebi de hikaye arşivinin anı defteri gibi olmasıydı. Birkaç haftadır paylaşmak isteyip de o gün paylaşamadığım fotoğraflar oldu. Sonra üzerine tarih yazarak paylaşırım dedim ama biraz karıştı ve üzerinden uzun zaman geçti. Bugün Kurtuluş parkından geçerek Hamamönü'ne yürüyordum. Tam öğle arası. Parkta yürüyen insanlar, onlarca yıllık ağaçlar ve sonbahar yaprakları. Yürüyüş yolunun iki yanında sıralanan ağaçlar çok güzel gözüküyordu, fotoğrafını çektim. Bunu instagram'da paylaşırım dedim. Çok huzurlu bir andı benim için, o yolda yürümek. Bazı yaşadıklarımın ise fotoğraflarını çekemedim. Kenarlarından kurumaya başlayan at kestanesi yapraklarının, at kestanesi yapraklarının aklıma odtü'yü getirmesinin, yerlere dökülmüş, kurumuş ve kıvrılmış yaprakları çıtırtıyla ezmemin ve bundan duyduğum mutluluğun, bir güvercini takip edercesine yürümemin, yerlere dökülen tüylerin ve bir tanesini alıp Elif'e götürme düşüncemin, görece temiz ve renkli bir tüy göremememin ve vazgeçmemin fotoğraflarını çekemedim. Bunları instagram'da paylaşamam.
Biraz önce sosyal medyayı bırakmakla ilgili bir konuşmayı dinliyordum. O anı ileride hatırlamak için çektiğimiz vidyolarla, aslında o anı kaçırdığımızdan, anı yaşayamadığımızdan bahsediyordu. Ben de bundan sonra hatırlamak istediğim anlar için bir kere fotoğraf çekip, sonra anı yaşamakla ilgilenmeye karar verdim. Sonra az önce sözünü ettiğim fotoğrafı instagram'da paylaşacağımı hatırladım, fakat vakit çok geçti. Geçen haftalarda böyle "anı defterimde" olmasını istediğim ama paylaşamadığım fotoğrafları hatırladım. Fazla birikmişti, karışmıştı. Bütün bunların aslında beni bir şeye hazırladığını fark ettim. Hikaye paylaşmak istemiyorum. Anı defteriyse bunu farklı şekilde yapabilirim. Fotoğraflarımı bilgisayarda düzenlerken böyle bir albüm oluşturabilirim. Yaşadıklarımla aslında hiç de ilgilenmeyen insanlara göstermenin bir anlamı yok. Bir gün gerçekten ilgilenen birileri olursa birlikte bakabiliriz, böylece fotoğrafın kareye sığmayan hikayesini de şevkle anlatabilirim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder