Mollaahmetoğlucuğumun bir hikayen bile yok deyişine inat, bir
hikaye yazmış idim. Fakat koyu bir tembellikle beraber yaşadığımdan -öyle ki gerçekten bir bulut olsam dünyayla birlikte dönmeye bile üşenip gökkubbeye saplanıp kalırdım muhakkak- burada yayınlamayı
ancak gerçekleştirebildim. Ben Ölmeden'in düzenlediği blog öykü yarışmasını
duyunca -ve içimden de birkaç kelime dökülünce ortaya- katılmaya karar
verdim.
Ta ta ta tam işte öykü!
Yalnızlığı Seven
Pazar
Adam kadının koluna zoraki tutturulmuş. Beklenenin aksine,
kadın daha erken vazgeçmiş bir pazar sabahında huzuru aramaktan. Denizden,
bulutlardan, koşan çocuklardan, gökyüzüne dokunmak için yarışan ağaçlardan mutluluk
damıtmaktan... Neden buraya geldim? Oldum olası hiç sevmem kalabalık mekanları.
Başımı yer çekimine bırakır, kaldırım taşlarını sayarım. Ne zaman başımı
kaldıracak olsam bir çift göz, bir müstehzi yüz. Bana mı öyle geliyor yoksa
bunların hepsi bana mı surat asıyor böyle? Yok canım. İyice kafayı yedin insan
içine çıkmamaktan. İçimde bir anne, arada konuşur böyle. Çık oğlum biraz hava
alırsın. Havaymış. Üç saniye önce başka birinin tüm vücudunu dolaşıp burnundan
çıkan hava. Buraya geldim de ne oldu? Kimsenin yüzünde bir tane duygu yok. Bu
insanlar güneşin içlerine cömertçe dağıttığı sıcaklıktan bile kaçarken nasıl
böyle bir araya gelebilmişler? Deniz bile vazgeçmiş dalgalanmaktan.
Küskün. Deniz olmak zor. Şu suratsız ve bir o kadar vefasız kalabalığı her pazar
ağırlamak... Taş olmak zor. Belki yıllarca beklersin birinin ayağına
takılıp kımıldamak için yerinden. İnsan olmak kolay mı?
Birisi demiş ki insan öldüğünde anlatılmaya değer bir hikaye
bırakıyorsa geride, değerli bir insandır. Ben öyle düşünmüyorum. Bir hikayem
yok benim. Bir hikayem oluncaya kadar böyle düşünmeye devam edeceğim.
Sıkılmamak için şu uzakta yalnız bekleyen kadını, biraz ötesindeki yalnız
adamın yanına yerleştiriyorum kafamda. Kızın elindeki buketi siyah kadının
kucağına koyuyorum. Koşan köpeği yaşlı kadının önüne taşıyorum, kadının
bakışlarını köpeğin kuyruğuna takıyorum. Maymunu büyük köpeğin sırtına
bindiriyorum. Sonra köpeğin dengesini sağlayamayacağını düşünerek, maymun köpek
ikilisini kendi hallerine bırakıyorum. Adam fark etti galiba baktığımı.
Tüm düşüncelerimi duymuş gibi utandım birden. Eyvah bana doğru geliyor.
Napsam? Diğer tarafa dönüp gidiyim en iyisi. Kim bilir ne diyecek. Bu sefer de
arkamdan seslenmesin? Yok artık, hop birader nereye gidiyorsun diyecek değil
ya. Ben hareketlenene kadar adam epeyce yaklaştı. Artık gidemem, kaçıyormuş
gibi olurum. Adımlarını sıklaştırdı. Ne bakıyorsun derse? Hiç, ben biraz hava
alıyım demiştim. Ben aslında size bakmıyordum. Maymunun üstüne köpeği
bindiriyordum. Öyle miydi? Tam tersi mi? Of kafam karıştı. Kalabalığı
sevmem dedim ya, bakışlarını dahi kontrol etmen gerekir. Kurduğu hayalleri bile
rahat bırakmazlar adamın. Biri ayağına basar, bir çocuk koşarken umursamazca
çarpar. Ne düşünüyordum diye kalakalırsın yolun ortasında öylece. Kimse de
yardım etmez, edemez. Yoldan birini çevirip ben az önce ne düşünüyordum arkadaş
diyemezsin. Buralarda uzunca bir hayal gördünüz mü? Az önce aklımdaydı, kimse
görmedi mi, az önce. Adam yüzümdeki tedirginliğe aldırmadan yanımdan geçip
gitti. Ayağına takılan bir taş birkaç metre öteye yuvarlandı.
15.12.2012
Dip-not: "...İşte
hikayelerimi nasıl yazdığımı şimdilik merak eden dostum, yarın incir
çekirdiğini doldurmayacak mevzuları yazan bir hikayecinin iyi bir hikayeci
olmadığını yazacağına göre, bilmem hikayem oldu mu? Olmadıysa ne yapalım? Bizim
hikaye anlayışımız da böyle efendim." Sait Faik Abasıyanık
2 yorum:
feedback, fıdbek oradan da fıtık......
Ya sen hep hikaye yazsanaaaa?
İlk paragraf çok tatlı.
İkinci de güzel de, ilk paragraf böyle betimleme kaynıyor, kasıntısız betimleme, tatlı betimleme, depresif betimleme ama güzel betimleme, sevdim betimleme, betimle, beti benzi akmış betimleme, ne diyorum be?
Bu meretin bir like tuşu yok mu yahu?
Sana puanım 9.
Kırılan 1 puan da yeteneğini başına devşirip klavyene asıl diye.
Nasıl Tarzan sarmaşıklara asılıyorsa sen de kalemine öyle asıl bulutus. Öyle bir asıl ki kır kalemi, idama götür edebiyatı öldüren kalemleri.
Bu arada gaza geldim. asdfgdshjşladf. Nedense. Susuyorum artık, içimdeki ses "yeter" dedi dışımdaki hala konuşuyor, bunlar anlaşamıyor ya.
Ya sahi sevdin mi? :) Çok mutlu oldum!
Sen konuş ya bütün seslerin yorulana ve yeter'de uzlaşana kadar konuş, ben dinlerim :)
Yorum Gönder