![]() |
This photo has ![]() ![]() Some Rights Reserved, by Marce Mendez Campos. |
Bu, bu.. bu öyle bir şey ki... günlerce sonbaharı beklemek, yaprağın renk değişimlerini belleğine ekmeyi beklemek, şemsiyeyle dostluğu beklemek ama bir anda kışın bastırması gibi Sabiha.
Trenin istasyona varmasını bekliyorsun, seyyar hikaye satıcılarından bir öykü alacaksın. Öykünün ne kadar bayatladığı umurunda değil. İlk defa bir tezgahtan öykü seçeceksin arkadaş! Sonra yollar hızlanıyor, gözlerinin önünden önce renkler sonra çizgiler akıyor, sen yavaşlıyorsun, uyku sarmalanıyor çevrene, denizlere dalıyorsun. Ve huzursuz bir itkiyle gözlerin yavaş yavaş değil, bir anda açılıyor; çünkü içinde bilincinin ulaşamadığı bir yer, kalbinde, beyninde, ruhunda, nerede olduğunu hiç bilemeyeceğin bir yer biliyor Sabiha, biliyor... Önce cama bakıyorsun, yola, hıza, dalgalı karasallığa bakıyorsun. Sonra çevrene bakıyorsun, bir çift göz ve bir ses arıyorsun, çarpık çurpuk harflerle istasyon diyorsun, öykü... Yanındaki Karsta inecek amcayı arıyor gözlerin, onun kahverengi lekeli ellerini arıyor, görmüş geçirmiş ellerini, çizgilerden, yorgun kaslardan zor ulaştığın çakır göz bebeklerini arıyor. Kumarcı bir kocaya kendi elleriyle gelin ettiği kızına, gül-ten
Yoo, ne kadar anlatsam boş. Bilemezsin Sabiha.
Ah tabi ya o da öyle git-MİŞ-ti.


4 yorum:
eğlenceli dedim ama aslında üzücü, çok üzücü.
ah evet, bir de üzücü şıkkına ihtiyaç var o zaman. ama o işaretlenince ben üzülürüm, birisini üzmüş olduğumdan.
ikibinondörtün ilk yorumu sizden geldi sayın adsız ama keşke bir adınız olsaydı, bilebileceğim :)
bu yazı niyeyse tuttu beni Divlin,
ben Ayşe bu arada yeni hayranın :)
Teşekkür ederim Ayşe. Bu yazıyı ben de seviyorum :) Sevmene sevindim :)
Sevgiyle,
Yorum Gönder