Yazmak iyi geliyor, kafamdaki dağınıklığı toplayabildiğim nadir yollardan biri. Her yazıya yazmanın yararları üzerine ahkam keserek başlamak zorundaymışcasına bir hal içindeyim. Nadiren yazınca ister istemez giriş-gelişme-sonuç düzenine ihtiyaç duyuyorum ve tabi ki ne yazmak istediğimi bilmeden yazmaya başlamış olmamın da bunda bir etkisi yok değil. Ama ben en sevdiğim yazılarımı hep böyle ne yazacağımı bilmeden yazmışımdır. Sanatsal faaliyetlerin bu özelliğini seviyorum. Başladığınız sonuç tamamıyla muğlak ve bir serüvenin içinde yol alıyorsunuz, ve hiç tahmin edemediğiniz bir düzende ortaya bir şeyler çıkıyor: kelimeler, uyaklar, renkler ya da ışık. Bilimde ise tam tersi. Ulaşmak istediğiniz bir sonuç vardır ve ona yönelik bir problemi çözmeye çalışırsınız. Bu bir matematik problemi de olabilir, hastalık tedavisi de. Problemi çözdüğünüzde ortaya çıkacak sonucu bilirsiniz, sonuca ulaşan, ulaştıran süreçten, yoldan, yöntemden emin değilsinizdir. Ah aklıma bir şiir geldi. Yaşasın! Hem de ne şiir. "Ne çok sevdim" dediğim şiir. Onaltıocakikibinonikide yazmışım tüm aşşağıdakileri ama hatırlayamadığım bir sebeple blogdan kaldırıp taslaklara almışım. Sahi niye ki? Okuyun ama okuyacaksanız şiiri, sonuna kadar okuyun, ya da hiç okumayın-böyle de buyurganım-.

Yön anı yaşamaktan ortaya çıkar...
Bu senin yönettiğin ve planladığın bir şey değildir, kendiliğinden olur...
...Ve sen onu asla tahmin edemezsin, ancak hissedersin...
O yüzden düz yazı gibi değil, şiir gibi diyorum...
Mantık gibi değil, sevgi gibi... Bilim gibi değil sanat gibi...
...Güzelliği de burada... Ürkek...
Bir yaprak üzerindeki çiy damlası kadar ürkek...
Nereye olduğunu bilmeden nedenini bilmeden kaymak...
Sabah güneşinde, bir yaprağın üzerinde kaymak...
Yön incedir, narindir, kırılgandır...
Hedef, egoya aittir... Yön, hayata, varlığa aittir...
Yön dünyasında hareket etmek için insanın tam bir güvene ihtiyacı vardır...
Çünkü insan, güvensizlik, karanlık içinde hareket etmektedir...
Ancak karanlığın bir heyecanı vardır...
Haritasız, rehbersiz, bilinmeyenin içinde yol alırsın...
Her adım bir keşiftir... Ve bu sadece dış dünyanın keşfi değildir...
Aynı anda içinde bir şeyler keşfedersin...
Bir kaşif, sadece nesneleri keşfetmez...
Bilinmeyen dünyaları keşfederken, aynı zamanda kendini de keşfeder...
Her keşif, aynı zamanda bir iç keşiftir...
Ne kadar çok bilirsen, bilen hakkında da o kadar çok şey bilirsin...
Ne kadar çok seversen, seven hakkında o kadar şey bilirsin...
Osho
Dersane danışmanımızın incelemesi için, her gün çalıştığımız konuları, soru sayılarımızı yazdığımız küçük bir defter... Finaller sonrası rutini; hayata çeki düzen vermeye odadan başlama sonrasında ele geçen, hatıra düşen 7 Nisan 2010... Bol kaygılı, bol hedefli, bol egolu bir sınava birkaç gün kala...
Tabi ya sevgi gibi olsun, şiir gibi, sanat gibi...
feeling the soft wind behind, leading you to deep inside la la la
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder