17 Ekim 2013 Perşembe

bayramı fotoğraflamak.

Yarın yolculuk var! Gitmesek de kalmasak da hep orda bizi bekleyen bizim köye doğru... Eller öpülecek, önce nasılsınız, e biz de iyiyiz, sizin de bayramınız mübarek olsun'lu cümleler ve sonra mutlaka ve mutlaka et ve ev baklavasının bulunduğu sofralar kurulacak. Kapılar açılacak ve içeri buyurun'lar tüketilecek, Büşra, kızım kolonya ve şeker tut'a gelecek sıra. Katlarca kıyafetin altından çıkan bir çıkından bir "bir" lira düşecek çocukların minik ellerine. Komikli bir yazı yazacaktım oysa ki, neredeyse acıklı bir öykü devşireceğim. Efenim para demişken yirmi yaşındayım ve geçen bayram itibariyle "bayram harçlığı verilebilecekler" kategorisinden çık-arıl-mış bulunuyorum. Geçen yıl benden üç yaş büyük kuzenim harçlık almış olduğuna göre, benim de hala harçlık alıyor olmam gerekiyordu. Lakin Ramazan bayramından ellerim boş döndüm. Dedem bir yaş sınırı koyup sınırın üstündekilere bayram harçlığı vermeyi kesti sanırım ve olan bana oldu. Geçen bayram durumun şaşkınlığıyla bir şey diyemedim. Ancak bu kez de harçlık vermezse haklı isyanımı dile getireceğim. Her zamanki gibi avukat tutmadım, çeneme güveniyorum.

Geçen bayramda notlar almıştım bir yazı yazacaktım ama işte biliyorsunuz: "-acaktım." Geçen bayram da artık bir klasik haline gelmiş olan, büyükamcanın hakkında türlü rivayetler olan, kendisinin üç yıldır seksende ısrar ettiği yaşını tespit etmeye çalışmakla geçti. Yaş tespit çalışmalarında büyükamca büyükdede kavgası, dedenin askere gitmesi, büyükdedenin ölümü gibi birçok farklı anıyı değerlendirdik. Lakin durum şaibesini koruyor. Bakalım bu bayram büyük amcanın yaşı muammasını çözebilecek miyiz. Konu muhtemelen kendiliğinden açılacaktır. Olur da konu dönüp dolaşıp bu mevzuya gelmezse, "Sahi, büyük amca kaç yaşındaydı?" cümlesiyle, aile tarihinden sorumlu ekibimizi toparlamayı düşünüyorum. Virvirler havada uçuşacak. Amcanın "yaptıklarını, neden ve sonuç ilişkisi dahilinde, yer ve zaman göstererek, belgeler ışığında objektif olarak incele"*yeceğiz.

Eski fotoğraflardan babam bulabildiğini getirip bilgisayara aktarmıştı. Onları çoğaltıp köye götürdük geçen bayram, herkese birer tane vermek için. Büyük amcanın kendisinin, annesinin ve kızkardeşinin bulunduğu bir fotoğraf karesi vardı, o zamanlardan kalma tek kare. Amcaya gösterdiğimizde uzun uzun baktı. Annesi ve kızkardeşini göstererek "Bunları tanıdım da, diğerini tanıyamadım." dedi. Yaşlılık zor zanaat...

Büyük amcanın dede mavisi gözleri var. Ben kendisini çok sanatsal bulduğum için ve fotoğrafçılık kariyerimde aşama atlamak için buruşuk yaşlılar** kategorisinde bir fotoğrafımın bulunması gerektiği için, geçen bayram babam sohbet ederek onu oyalarken yüzmilyon poz -serde mükemmeliyetçilik var.- fotoğrafını çektim.  Benden epeyce bunalmış olmalı ki bahçede bizi yolcularken de fotoğrafını çekmek istediğimde ne yapmaya çalıştığımı anlayamadığını belirten bir şeyler dedi. 

Yoldayken fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Bazen hızın, açının etkisiyle çok ilginç kareler yakalayabiliyorken, bazen de aslında çok iyi bir kompozisyona sahipken, arabanın sarsıntısıyla titremiş bir fotoğraf olabiliyor elimdeki sonuç. Tabi bir de elektrik direklerinin oldukça sanat karşıtı bir yere konumlandırılmış olma durumu var. Büyük dayı köyün bağlı olduğu ilçede yaşıyor, onu ziyarete giderken ben yine camdan fotoğraflar çektim. Dayının evine geldiğimizde kapı açıktı ama kimse yoktu görünürde. İçeri girmekte tereddüt ettik. Sonra bir ses geldi televizyondan: Buyrun efendim içeri, hoşgeldiniz. Bence Zeki Müren de bizi görüyor, görmüş. Dayının ev kalabalıktı, yoksa buruşuk yaşlılar fotoğraflarıma bir parça daha eklemeyi çok isterdim. Dönüşte çektiğim fotoğraflara bakarken ne görüyüm, bir teyze evinin kapısının önünde oturuyor. Yaklaştırdım, yaklaştırdım. Aha! 
+Baba, bu senin teyzen değil mi?
-Yok canım. O mu? Yaklaştır bakıyım. Aa o sahiden. 
+Hem ziyaret etmedik, hem de sapık gibi fotoğrafını çekip kaçmışız resmen.
-Aile gülücükleri-

Büyükamcanın anlattığına göre dedemin nenesinin-büsbüyük nene- gömüsü varmış. Ölmeden önceki son saniyelerinde bir şeyler söylemeye çalışmış ama anlamamışlar. Belki de sadece su istiyordu zavallım. Her yeri didik didik aramışlar ama bulamamışlar. Kazmadıkları bir yer varmış, sonraları yıkılmış bir yer. Büyük amca babama belki baban bulmuştur orayı yıkınca dedi ve bunu birkaç kez tekrarladı. Eğer gömü bulunduysa hakkını istiyor gibiydi. Dedem bulmuş olsa zaten hakkını verirdi amcanın. Demek kiii, bu bayram ziyaretinde peşine düşülecek bir define çıktı şansımıza. Yaşasın!

Siz bu yazıyı okurken ben çoook uzaklarda olacağım klişesi bu yazıya nasipmiş. Hayırlı, harçlıklı, aileli, anılı nice bayramlara,

*vikipedi
ah olamaz, vikipedi'den alıntılamışım, tarih camiası araştırmamızı bilimsel bulmayacak! -.-

**aradım ama bulamadım. martılar, sümüklü çocuklar ve buruşuk yaşlılar olmasa Türkiye'de fotoğrafçılık gelişmezdi gibi gibi bir söz vardı, işte ona ithafen.

~onaltıekim

Hiç yorum yok: