Aa ben bu yazıyı unutmuşum. Yine çoşkulu bir gevezeliğe sahip olduğum bir andı. Yorum yaparken epeyce uzamıştı, yazı yapıyım demiştim. Konu, günlük 1'de dertlendiğim üzere teknolojik aletlerle aramızdaki şiddetli geçimsizlik. Ve başlıyoruuuz:
Telefonum; şarj aletiyle bir uyumsuzluk içine girip, beni yüzüstü bıraktı gitti. Şimdi boş vakitlerimi insanların telefon numaralarını yeni telefonuma kaydetmekle geçiriyorum.
Telefonum; şarj aletiyle bir uyumsuzluk içine girip, beni yüzüstü bıraktı gitti. Şimdi boş vakitlerimi insanların telefon numaralarını yeni telefonuma kaydetmekle geçiriyorum.
Fotoğraf makinem; daha çiçeği burnundayken, ceplerinden onun için bir buçuk milyar vermiş güzel ebeveynlerimin önünde yerlere atarak kendini, rezil etti beni sokağın ortasında. Sayesinde epey bir dırdır dinledim.
İlk laptop'ım; kendisine olan olanca sevgime rağmen, interneti tutup yakalamada ciddi sorunlar yaşıyordu. Daha hızlı koş, yapabilirsin diye sürekli motive etmeme rağmen, işi mahvediyordu. Bütün enerjimi, iyimserliğimi onun için harcadım ama yok efendim yok. Tam bağlandı diye sevinmişken bir anda bağlantı kopuyordu, en ihtiyacım olduğu zamanda, modemin başında -ki kendisinin bulunduğu mekan antre olduğu için koltuktan yoksundu- adeta nöbet tutuyor, volta atıyordum. İnternet bağlantısı gerektirmeyen bir iş yaptığımda ise, küçük cadı sanki çok bir şey başarmışçasına gözüme sokuyordu internete bağlanabildiğini. Haylaz kerata, resmen oynatıyordu beni.
İkinci laptop'ım; kardeşimden yadigar ve yurtdışından ithal. Tabi ecnebi bizim kültürümüzden anlamıyor. i,ş,ü,ğ gibi harflerle arası epeyce bozuk. Neyse aradaki kültür farkını bir şekilde kompanse etmiştim ki, bu çatır çutur sesler çıkarmaya, soba kıvamında ısınmaya ve dahi evi ısıtmaya, yorulunca da bana-yani patronuna- sormadan kendini kapatmaya başladı. Tabi umarsamazın teki olduğu için, benim o an onunla ne derece önemli bir iş yaptığımla zerre kadar ilgilenmiyordu.
Flash disk -kod adı yuvu-, bir virüsle birlikte yaşamaya karar vermiş. Bu virüs milletini bilirsin, nasıl acındırdıysa kendini, dayanamamış bizimkisi. Onlarca kez format attım, beynini sildim, unutucaksın o virüsü ondan sana hayır gelmez dedim, dinletemedim. Ne zaman birisine bir şeyler yüklemesi için versem yuvu'yu-ki kendisi gözdemdir 4 gb olması hasebiyle- bozuk getiriyordu, yolda oynayıp kırıp döküyorlardı dökümanlarımı.

8 yorum:
Bence bunların hepsi sana kasıtlı suikast.
Ben de kulaklık canavarı, onların korkulu rüyası olabilirim. Ama bayadır aynı kulaklığı kullanabilmeye başladım, talihim açıldı yani, darısı başına.... ehehe. - Zaten bu yazıyı yazalı aylar olduğuna göre, belki yenmişsindir kötü şansını, üzerindeki laneti. YEA! -
yuvunun durumunda bir değişiklik yok. bu arada ona neden yuvu dediğimi unuttum. kesinlikle mantıklı bir açıklaması vardı ama UNUTTUM :/
ilk laptop'um şu an annemi sinirlendirmekle meşgul. Bir gün haberlerde deliren kadın laptopunu pencereden attı diye bir haber görürseniz, o benim diyor :D
ikinci laptopu ben kütüphaneden tepetaklak düşürdüğüm için tamire gitmek zorunda kaldı. Şimdilik iyi. Tabi o tamirdeyken kulaklarımın ne halde olduğunu sormamalısın -bkz: dırdır-
kötü şanstan ziyade sorumsuzluk. iyi davranmıyorum eşyalarıma, sonra da elimden dökülüyor. suç ben de :(
kütüphaneyle kitaplığı karıştırmam tehlikeli boyutlara ulaştı :/ Benim bir kütüphanem yok. (Keşke olsa.) Mütevazi bir kitaplığım var.
Olamaz de'yi yine ayrı yazmışım. KORKUNÇ!!
ahahahaaa söylemesen farkındalığıma cımbız atmazdı; ama güldüm valla şimdi.
Olsun, sen hayallerinde kütüphane diye var et biz de "he" deyip geçeriz. ehehe.
Sorumsuzluktan olmaz bunlar, kötü şans var üzerinde. Dur bir asamı alıp geleyim de kurşun dökme büyüsü yapalım üzerinde. ahahahasdf. - Bu aralar Harry Potter serisini baştan izliyorum da, etkileri bunlar işte....... -
Bir gün kütüphanem olmasını çok isterim. Ben bir kütüphanede çalışmayı hep istemişimdir ^.^
Harry Potter'ın son filmini izleyemiyorum ben bitmesin diye :D Bitmesin diye okumaya başlamadığım kitaplar. Mesela bir kitapta en heyecanlı yere gelince daha yavaş okumaya başlarım, kalbim güpgüpler, üstteki satırı tekrar tekrar okurum ki o heyecanlı yere, her şeyin çözüldüğü, kahramanın ölüp ölmediğinin söylendiği yere gelmiyim diye. Yapmayı çok istediğim şeyleri ertelerim ben. Sebebini tam bilmiyorum ama sanırım heyecan büyürsün diye.
İlginçmiş. Ama bitirdikten sonraki mutluluğu kaçırıyorsun böylece. Heyecanı büyüteyim derken köreltmeyesin de. ehehe.
Evet dozu iyi ayarlamak lazım =)
Yorum Gönder