İlhamın ontolojik ispatı değil bu yazının konusu. Zira ilham olmasa burada saçmalayamazdım. Hakikat bu. Mesele; ilham gelince, el ayak koordinasyonumun bozuk atması ve birbirlerine karışmalarıdır. İlham gelince, aklıma gelen fikirleri, cümleleri unutmamak için içimden tekrarlarken, bir yandan da tirşe rengi bir telaşla kalem arayışına girmem, bu koordinasyon eksikliğinin başlıca sebebi olup, ele yapışık kalem ve not defteri ikilisiyle giderilmeye çalışılsa da, bu çözüm fonksiyonel bulunmamış ve yaygınlaşmamıştır.
Daha büyük mesele; kalem arayıp bulamamamdır. Kalem yoksa, yoktur. Hiç gerekmediği halde yıllarca yanınızda taşıdığınız en temel şeyler, en gerekli anlarda yanınızda olmazlar. Örnekleri çoktur. Mesela günlerce, aylarca çantanızda mendil taşırsınız da bir ihtiyacınız olmaz. Çantanıza mendil koymayı unuttuğunuz gün, burnunuz içini dökmek ister, kendini yer çekiminin dayanılmaz etkisine bırakır ya da sakarlık diye anılan, en rezil anları yakalamak için fırsat kollayan meret kendini gösterir ve çay, kahve gibi yayılmacı, iz bırakıcı bir şey dökersiniz. Örneklerle pekiştirmeye devam. Günlerce aylarca yanınızda taşıdığınız anahtarınızı evde hep birilerinin olması sebebiyle kullanmaz ve kullanmazsınız. Sonra gün gelir, boşu boşuna ağırlık yaptığını düşündüğünüz anahtarı çantanızdan çıkarırsınız ve fırlatırsınız bir köşeye. Çıkarsınız evden, gezer tozar ya da çalışır koşturur, gelirsiniz. Veee kapıda kalırsınız en münasebetsiz zamanda, bekler ağaç olursunuz oracıkta. En kötüsü ise, hem anahtarınızı hem mendilinizi unuttuğunuz zamandır ki, düşmanını bile kapının önünde kök salmış, burnunu çeken bir zavallı olarak görmek istemez insan(insaflı olanları).
Hasılı gelelim en büyük meseleye ki kendisi yanımda cep telefonumun dahi olmayışıdır. Cep telefonumun not defteri kısmı, yüzlerce not’a ev sahipliği yapmakta olup, notlar artık komşuluk ilişkilerini iyice ilerletmişler, mutlu mesut yaşamaktalar. İşte o zaman -cep telefonum ulaşabileceğim aralıkta olmadığı zaman- akılda beliren o minik minicik not, hafızamın ellerinde sonunu beklemektedir. Hayat yolcularının bol tecrübeyle öğrendiği gerçeğe burada değinmek istiyorum. ‘Bunu unutmam lazım, pis hatıra beynimi kirletiyor’ dediğimiz anları hiç unutmadığımız, unutamadığımız gibi, ‘Unutmamam lazım’ dediğimiz şeyleri de hep unuturuz. Bu da böyle bir oyunudur hafızanın.
Bir de sorarım size sayın kediseverler, neden en güzel fikirler uykuya dalmadan önce göz kapaklarının buluşmalarına ramak kala gelir insanın aklına? İlham böyle çat kapı gelirken uykuya aşık bünyeleri neden düşünmez? Neden o kafayla yeterince değerlendirilemeyecekleri, sabaha unutulup gideceklerini bile bile böyle uygunsuz vakitlerde gelirler?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder