Evet sayın kediseverler, bugünkü konumuz şey. Çok bir şey oldu bu şimdi ama hemen açıklık getireceğim. Bu kelime hem en çok kullanılan hem de en çok aşağılanan kelimedir. Ben kendisini bir zamanların sündürülmüş peynir, uzatılmış sakız kıvamında olan Küçük Besleme dizisindeki Fatma karakterine benzetirim. Fatma, hanımının bütün eziyetlerine rağmen, onu çok sever, peşinden ayrılmazdı. İşte bu "şey" de yasaklılar listesinde olmasına rağmen, "hanımım, hanımımmm" diye diye insanın dilinden düşmez. Aslında baya da fonksiyonel olmasına rağmen değeri bilinmez garibimin. Şey kelimesinin değerini ifade edebilmek ve onu hak etmediği muamelelerden koruyabilmek için koptum geldim.
Bir kere insanı bir şey söyleme sıkıntısından kurtarır. Dersin ortasında hoca seni kaldırdı, alakasız ya da senin hiç alakadar olmadığın bir soruyu soruyor ısrarla. Bilmiyorum demek suçun kabulü olup, anında cezalandırılmayı gerektirir. Dolayısıyla böyle bir durumda en kolay yol, şey kelimesiyle süreyi uzatmak, dış faktörlerin (zira iç faktörler yetersiz kalmıştır, tamtakır kuru bakır anlayacağın) imdada koşma şansını artırmaktır. Bu dış faktör, hocanın gözüne girmeye çalışan inekgillerden bir öğrenci olabileceği gibi, insafa gelen veya yeterince insafsız olmayan öğretmenin cevabı kendi vermesi de olabilir.
Sadece okul sıralarında değil, şey kelimesine, insanın hayatı boyunca ihtiyacı sürer. Diyelim ki en yakın arkadaşınız, öyle ki sevgi kelebekleri uçusuyor etrafta, gitmiş saçını boyatmış veya yeni bir elbise almış, giymiş gelmiş. Gelmiş soruyor ısrarla beğenip beğenmediğinizi, egosunu okşamanızı bekliyor. Eğer yalanın pembesini, beyazını dahi üzerine bulaştırmak istemeyen dürüst bir bünyeyseniz, işler bu durumda yalnızca şey kelimesine kalıyor. Ama yalnızca "Şey…" demek olmaz. En yakın arkadaşın tatminkar bir cevap alana kadar işin peşini bırakmama eğiliminde olması çok muhtemeldir. Sanki çok beğenmişmiş gibi bir ifade takınılmalıdır. Gözler parıldamalı, dudaklar dişleri gösterecek şekilde aralanmalı, çoşkulu bir sesle “Çok şey olmuşsun şekerim!” diyerek durum kotarılmalıdır. Bu da şey kelimesinin kullanımında ne kadar tecrübe sahibi olmanızla doğru orantılıdır.
Şey kelimesinin yanlış kullanımına örnek vermeden olmaz. Burada tamamen gerçek bir anıma başvuracağım. Bir zamanlar devbirkedi’nin ayrı bir yazı ile karakter tahlili yapılası bir öğretmeni vardı. Adı da uğurböcüğü olsun. Birgün kalktı bu uğurböcüğü, biz genç dimağlara şey kelimesine olan nefretini, bu kelimenin zararlarını aktarmak isterken, aslında şey kelimesi alışkanlığının ne kadar yapışkan bir “şey” olduğunu gösteren bir cümle kurdu. Bu cümle ironi kelimesinin kullanım alanlarından birine örnek olabilir. O meşhur cümle: “En sevmediğim şey, şey kelimesidir.” Ben kendisinden en azından ilk “şey” i söylediğinde, uyanmasını ve cümlenin devamını bir öksürük, hapşırık yardımıyla anlaşılmaz hale getirmesini beklerdim. Cümlenin ilk “şey”den sonraki kısmını hüp diye içine çekse ve sanki ortada bir cümlenin yarım kalmış başı yokmuş gibi davranıp, başka bir cümleye başlasa dahi devamını getirmekten daha tercih edilir bir eylemde bulunmuş olurdu. Zaten kimsenin kalkıp da "Hoop! Nerde bu cümlenin geri kalanı?" diye hesap soracak hali yoktu. Buradan şey kelimesinin bilinç ve otokontrolü zayıflattığı ve anlatım bozukluklarına sebep olduğu yorumunu getirenlere sesleniyorum, neden çamuru hep “şey”e atıyor ve suçu hiç kendinizde aramıyorsunuz?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder