"O yaz otuziki yaşında olmanın değil, daha erken bir yaşın, bir yaşamak'ın dengesindeyim. Görebildiğim kadar dağ görmek istiyorum. Yanlarından, içlerinden ve üstlerinden görmek ve herbirine isterse birbirlerinin aynısı olsun, dünyanın binbir meşakkatle varılan tek dağı gibi, elimde olmayan derin bir hayretle bakıyorum. Tıpkı kendi yavrularıma ve denize baktığım gibi. Tıpkı sayısız ve çabuk çabuk ve kolayca oluşuna rağmen, uyuyabilmemize ve uyuduktan sonra da uyanabilmemize duyduğum derin hayret gibi bir hayretle. Ama uykuyu ve uyanabilmeyi görmek için yükseklere çıkmak gerekmiyor. Hatta bir parça başını eğmek yere paralel bakmak gerekiyor. Uyku yatay bir şeydir gibi. Ama dağı yanlamasına gördükten sonra, yükselmek isterim. O kadarı yetmez. Yolcu uçaklarının bile arkasından onlar kayboluncaya kadar niçin baktığımı bununla açıklayabiliyorum. Başöğretmen İbrahim Bey "bu ne sevgi evladım" demişti. Karşılaştıkça hep uçmak sevgimden bana duyduğu sevimli ve derinliksiz hayretinden söz eder, sempati ile başını sallardı, ilkokul öğretmen vekilliği yaptığım o yıllarda, 59'larda pazarcıkta.
Niye saklıyayım arada bir hava meydanlarına gidiyorum. İşte yine aynı "hayret"in elindeyim. O demir kütle pistte hızlanınca bende de bir şey ağırlaşmaya başlıyor, o hayret ağırlaşmaya başlıyor. Hızlanıyor, ve hızlanıyor, gövdenin ucu yekinip, arka tekerler üzerinde gidilen birkaç saniyelik görünüş ve nihayet onların da yerden kesildiği ve koca gövdenin yerden sadece bir iki parmak havalandığı "an", yüzlerce tecrübeme rağmen, "işte bir kere daha oluyor, işte bir kere daha oluyor, işte bir kere daha oluyor" diye içimin inleyen cümlesini o kısa zaman içinde felaket bir süratle tekrarlayarak içimin hayretini, onun dalgalanışını yatıştırmaya çalışıyorum.
Bu hayretin elinde nereye gideceğimi bilemiyorum.
Ve o zaman bir kere daha ve daha iyi anlıyorum: kendisine bize bir keramet göster denen velinin,
-"peki, göstereyim" deyip ayağa kalkmasını ve,
-"işte! yürüyorum" demesini."
-Yaşamak, Cahit Zarifoğlu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder