Önce kuşlara ve bahara veda.
Sonra ağaçlara kocaman sarılmaca.
Nasıl alışılır yeni yollara,
kenarında davetsiz gelincikler olmasa?
Mavi kuş, otobüs müymüş? Uçsun. Uçurtma, peşinde uçuşsun.
Bir senaryonun hikayesi sonunda, bir kan davası hikayenin asıl senaryosuysa.
Kumaşın en sevdiğin kenarıyla çevrelenemiyorsa bedenin,
elden ne gelir,
sen de uzun kenarını sevmeye çalışırsın dikdörtgenin.
Olmaz değil ya.
İşte böyle bir ağaç sordurur:
Bulutlar, pamuk ağaçların sonbaharında mı oluşur?
Kadir gecesinin sabahında güneşin kızıl olup, şuasız doğduğunu öğrenince, balkona çıktım. Bulut Gözlemcisinin Rehberi'ni hala edinemediğimden, "Bu bir Kümülüs!" diye cahil cesaretiyle atıldım. Belki denizsizliğimizdeki hayır, gözlerimiz dalga dalga bulut dolu, gökyüzü için şükretmemizdir. "Gökyüzünde bir dünyam var."
Ve fotoğraflarını görmeye dahi takat getiremediğimiz bazı gerçeklerin vicdanımızda açtığı yaralar... İnsanların bu kadar zalim olabilmesini aklımızın almaması. Hele de o insanların, bir zamanlar, öldürdükleri çocuklar gibi olduğunu düşününce.
Ama ne demiş Ankara'nın hür hayalli çocuklarından biri, ilki*
"Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır."
Ben o zafere inanıyorum.
Suriye'de, Gazze'de, Kerkük'te, Doğu Türkistan'da ve bilmediğimiz birçok yerdeki mazlumlar için kalpten dua edelim.
Sevgiyle, sabırla, duayla kalın.
*İkibinoniki temmuzuydu. Aylak bir gün, televizyonda Sezai Karakoç belgeseline denk geldim. Cemal Süreya ve Sezai Karakoç için Ankara'nın hür hayalli çocuklarıydılar diye bir ifade geçiyordu. Blogun ismi buradan gelir, ve çok çok sevilir. Söz de Sezai Karakoç'un bir şiirinden alıntı.







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder