1 Şubat 2012 Çarşamba

Pişman Kedi 1- Tosbağa

Bir soru sorancığım vardı. Söz vermiştim, pişmanlıklarımı yazacaktım. Pişmanlık, insan hayatının bir evresinde var olup sonra karşımıza çıkmayan bir kavram olsaydı, bir yazıda toparlayabilirdim belki ama öyle değil. Bu sebeple bir yazı dizisi hazırlamaya karar verdim.

Çok pişman oldum. Hala her geçen gün pişmanlıklarım artıyor. Eski pişmanlıklarımı hatırlayıp tekrar tekrar pişman oluyorum, geri kalan zamanlarımda da ileride pişman olacak şeyler yapıyorum ya da yapmış olduklarımı farkedip yeni pişman olmalara başlıyorum.

Mesela bir gün Ege'nin bir köyündeyiz (böyle yazınca daha bir havalı oluyor nedense). Bizim köydeyiz yahu, gitmesek de kalmasak da hep orda bizi bekleyen bizim köy. Kuzenlerimle dağ taş geziniyoruz. Çocukken insanın pek vakit sıkıntısı olmuyor, nakit de ya dededen ya babadan akıyor zaten, oh gel keyfim gel. Neyse böyle gezinirken biz, karşımıza bir kaplumbağa sürüsü çıktı. Tabi kaplumbağayı masal kitaplarından tanıyan ben ve kardeşim, kuzenlerimin 'tosbağa, tosbağa' diye verdikleri alarmla bu sürünün masallarımıza konu olan, azmiyle tavşanı yenen, pek şirin olmasa da iyi meziyetlere sahip kaplumbağalardan oluştuğunu kavrayamadık. Düşünerek kolayca bulabileceğimiz bir şeyi, kulağımızın dibindeki tosbağa bağırışlarının içinde düşünemediğimiz için bulamadık, işte öyle bir şey. Yerden alınan taşlar, sürünün taş gibi sırtına ya da evine yer çekimi kuvvetinin verdiği ivmeyle hızlanarak düştüler. Taş, taş gibiyi ezer. Bu gerçek, sonraki yıllarda -her ne kadar hafızam bu bilgiyi sağlayamasa da bana- tanıklardan birinin ifadesine göre sırtı kanayan kaplumbağalarla doğrulanmıştır.

Eve dönünce annemden tosbağaların kaplumbağalar olduğunu öğrendik. Pişmanlığımı hala, 'ben tosbağa diye bağırılınca korktum, zarar verecek bir hayvan sandım' sözleriyle ifade eder, kendimi, vicdanımı suçun içinden çekip çıkarmaya çabalarım. Ama ne kadar yetersizdir. Hayvanlar kaçamadılar bile. Nasıl korktun daha kendini koruyamayan hayvanlardan?

Yıllar geçti ama hala aklıma geldikçe duygulanırım. Dev gibi insanlar dev sesler çıkararak dev taşları üstüme fırlatsa ve ben hayvanlar aleminin en yavaş yürüyeni, en zararsızlarından biri olsam, ne feci korkardım ama. Hasılı çocuklara öğretmek lazım; tosbağa=kaplumbağa.

14 yorum:

bluestyle dedi ki...

Kaplumbağalar için çok üzüldüm:(Hiçbir canlıya kıyamam.
ama çocukluk işte.En azından pişmanlık duyuyoruz içmizde.Öyle çocuklar var ki hayvanlara eziyet etmektn mutluluk duyup sırıtarak canları acıtan:(
Eminim o tobsalarda sizi affetmiştir:)

Anlatımın da harika olmuş bu arada.

Sevgiler..

demguzar dedi ki...

Evet haklısın bluestyle, hayvanlara karşı duyarlı olmayı öğretmek çocuklara çok önemli.
Teşekkür ederim =)
Sevgiler ;)

Adsız dedi ki...

ben de küçükken tosbağanın kaplumbağa olduğunu bile bile korkardım onlardan :/ zarar verecek bir şey yapmadım ama yine de çok korktuğum bir hayvandı şimdi aklıma geldi.

bluestyle'ın dediği gibi, zarar verip sırıtanların yanında senin vicdanın zirvede zaten.

Çocuklar bu konuda ne yazık ki hiç bilinçli değil :( Ne zaman sokakta kedi görseler ya ensesinden tutarlar ya kovalarlar. Üzücü bi şey...

demguzar dedi ki...

Şimdi pek seviyorum kaplumbağaları, kendi hallerinde yaşayıp gidiyorlar =)
Evet bidüşün, gerçekten çok üzücü...

Beyza Mollaahmetoğlu dedi ki...

Kaplumbağaların yaşam tıklarına sonuncusunu elindeki taşla kazırken, kendi içinde de büyük bir pişmanlık bırakarak teee buralara kadar gelip bu anıyı paylaştığına göre bence o kaplumbağalar da senin pişmanlığını anlayıp affetmişlerdir seni.
İÇİNDEKİ CANİYİ GÖRDÜK BU YAZIDA! diye şakamtrak bir şeyler derdim; ama ciddi yazı, bozmayalım. ehehe.

demguzar dedi ki...

"Kaplumbağaların yaşam tıklarına sonuncusunu elindeki taşla kazırken"
-dikkat ironi çıkabilir!-
nasıl iyi teselli ediyorsun sen öyle, içim rahatladı.
Neyse işin ciddisi, affetmişlerdir umarım =)
Bu arada sayende bir zamanlar ne çok yazı dizimin olduğunu fark ettim. hepsi mini mini birlerde kalmış :/

Beyza Mollaahmetoğlu dedi ki...

ahahahahaaa. Affedilmişsindir yahu.
Belli mi olur belki ileride çalışkan ikilere geçip, bilmemne üçleri bile görürsün. Ben de durup "VAY ANASINIĞ, BAŞARDI!" derim. Ve böylece, saçma bir mutluluğa erişirim. ehehe. Çünkü hatırlatmayı ben buralara dönerek yaptım......

demguzar dedi ki...

Tabi sen olmasan nasıl hatırlayıp devam edecektim bu dizilere. Kelimelerimin teyzesi olursun böylece. =)

Beyza Mollaahmetoğlu dedi ki...

Teyze falan deyince kendimi yaşlı hissettim...... Tamam yaşlı hissetmedim ama böyle böyle, aslında hiçbir şey gibi hissetmedim. Aptal bir yorum oldu bu da, neyse, aman, yazmak için yazdım yahu. ehehe.
Şaka bir yana, devam etmene vesile olacaksam, "yihaley" diyesim geldi. Evvet.

demguzar dedi ki...

Haha güldürdün yorumunla. Teyze gibi hissettim yok yok hiçbir şey gibi hissettim, hissetmedim :D
Ayrıca hissetmek türkçe bir kelime değil duyumsamak diyeceksin -dil faşisti türkçe öğretmeni-
Adam kompozisyonumdaki bütün hissetmeklerin üzerine çizmişti o.O Manyak. Bugün çok kötü duyumsuyorum de arkadaşlarının yanında, bakalım kaç tanesi anlayacak :D

Beyza Mollaahmetoğlu dedi ki...

ahahahaaa, "Ne, çok kötü mü duyuyorsun?" tepkisi alabilirim. Ama duyumsamak böyle daha sanatsal gibi, hani öyle basit bir cümleyle kullanınca abes kaçıyor sanki. ehehe.
Ayrıca, hissetmek türkçe bir kelime olmaz mı, kaffayı mı yemiş o adam? tdk'yı açsın baksın. Bir an tereddüt ettim açtım ve baktım valla. ahahaaa. Saçmalamasın, saçmalamayın. PİLİZ.

demguzar dedi ki...

Orada kastettiği kökeni. TDK'yı da aşmış durumda yani. Ha bir de millet değil ulus diyecekmişiz, millet arapça kökenliymiş. Acaba bu fransızca kökenli, bu osmanlıca diye ayırırsa, kaç kitap kalır elinde?
Bir zamanlar böyle bu arapça bu farsça kökenli diye attılar ya kelimeleri dili saflaştırmak adına, sonra çok değil bir seksen, yüz yıl öncesinde yazılan kitapları okuyamaz hale getirdiler bizi, kuşaklar arası iletişimsizlik, kültür farkı doğdu. İki osmanlıca kelime gördük mü kafamız karışıyor. Halbuki dilin zenginliğiydi o kelimeler. Ne kadar çok kelime bilirsen düşünce dünyanda o kadar geniş oluyor. Yazmaya başladıktan sonra bunu daha iyi anladım. Bazen bir şey anlatacak oluyorsun, ama doğru kelimeyi bulamıyorsun :/

Öyle PİLİZ falan görürse kalpten giderdi heralde adamcağız hehehe

Beyza Mollaahmetoğlu dedi ki...

"Ne kadar çok kelime bilirsen düşünce dünyanda o kadar geniş oluyor." kesinlikle. Ayriyeten, sen dolmuşsun bu konu hakkında belli. ehehe. Çok doğru ve anlamlı anlatmışsın ama. Mesela Vurun Kahpeye, onu okuması da zordu. Belki de benim okumaya çalıştığım yayınevinden kaynaklıydı; ama bitiremedim kitabı..... Ya da Mai ve Siyah. PUF. Neyse, yaramı deşmeyeceğim. ehehe.
Ama orada mükemmel bir aksan yatıyor, adamcağız bunu göremiyorsa gidebilir yani. ehehe.

demguzar dedi ki...

Aksanını yesinler =)
Mai ve Siyah merak ettiğim bir kitap. Yani konusunu bilmiyorum ama adı hoşuma gidiyor =)