14 Temmuz 2020 Salı

yürüyelim/yüzelim

Bir blogum olduğunu hatırladım Ankara'nın gökdelenleri arasında bulduğum volksgartende bir piknikçikte. Yazacak fazla bir şeyim yok. Zaman geçiyor hızla. Ben şimdi 2007de düştüğüm yerlerin sancısındayım, yine geçer yine gelir. Yine düşer biraz biraz daha çok yuvarlanır yine kalkarız. Bir kitap okuruz, bir kedi severiz, bir dağa/ormana/yaylaya çıkarız, bir nefes alırız, şöyle üstümüzü başımızı bir çırparız, biraz gözümüzü kapatır ve bekleriz. Önce bir acıya, sonra bir isme, sonra unutulana, sonra hatırlanmayana, sonra hiç bilinmeyene dönüşene kadar yürümeye devam edeceğiz.

Taşlara basarak geçmek varken yüzmek için dereye atlıyorsan sevgili kendim, ıslandım diye de şikayet etmeyeceksin. Bir kere ıslandıysan taşlar ayağını kaydırıyor evet ama napalım o zaman düşe kalka geçersin. Hayallerin gerçek, gerçeklerin hayal olduğu bu derede boğulma da ister yüzerek geç, ister bir köprü bul/kur, ister taşlara bas, ister bir ipe tutun...

1 yorum:

Dmsl dedi ki...

Her şey geçiyor, dizlerin kanaya kanaya yol alsan da, o yaralar bir gün kapanıyor. Geriye en net, bu silinmeyen yazılar kalıyor. Sonra bir kediyi sevip veya bir kitap okuyup, olmadı bir ağacın gölgesinde dinlenip iyileşiyorsun. Elhamdülillah.

Bir bloğun olduğunu hatırlamana sevindim bu arada. Adını unutmadığım bloglardansın. Güncellemeleri takip edebilmek için feedley'yi tekrar yüklesem iyi olacak.