13 Mayıs '15
Bilkentteyim, Refia çimliğinde bir çam ağacının altında oturuyor, Yaşamak okuyorum. Rüzgar esiyor, üşüyorum. Biraz güneş açıyor, ısınıyorum. Kime ait olduğunu bilmediğim insan sesleri var. Rüzgar iki kişilik konuşmaları taşır, üçüncü kişilere. Moblan pasta aldım, eskisi gibi güzel değil. Yine de güzel. Güvercinleri çağırmanın da bir yolu olsa. At kestanesi ağacının şamdan gibi çiçekleri var, bunu o kadar yılın sonunda ilk kez farkediyor oluşum... Başımı göğe kaldırmaya başlayalı çok olmadı. Bu kadar gri ve sıradan bir kuşta, böylesi güzel bir rengin bir tutam varlığı, Duran Hatun'un sağ omzunda, boynuna yakın yaşayan, güzel havaların hareketli ve cıvıltılı serçesi gibi, iman gibi...![]() |
| Çilekli puding gibi. |
![]() |
| Erguvan, merhaba. |
14 Mayıs '15
Odtü'deyim. Beşeri bilimlerin karahindibaları biçilmemiş tek çimliğinde, en yaşlı ağacın altında. Üzerimde telaşlı bir karıncayla, onun tam aksine huzurlu bir yeşil ağaç böceği geziniyor. Müessesemiz, keyifli yolculuklar diler. Bu çimlerde kendine özgü bir hayat süregeliyor. Zamanın akışından ancak gezegenlerin hareketiyle etkileniyor. İnsanlar gelip geçiyor. Penceresi açık sınıflardan anlatılan -anlaşılmayan- kelimeler taşıyor. Sanki yıllardır böyle olmuyormuş gibi. Şu dersleri dinlediğimiz kadar kuş sesleri dinlemedik.
Cennet nasıl bir yer diye düşündüm. Tükenmeyen heva ve hevesin içimizi doldurduğu huzursuzlukla cenneti hissetmek nasıl mümkün olsun. Dünyalık her şeyden uzaklaşıp bir an ordaymışım gibi hissetmeye çalıştım. Bu kadarı bile öyle güzeldi ki. Ilık bir güneş ve hafif rüzgar, kuş sesleri ve boşluk.






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder